
BÜYÜK KAMPANYA TÜM EVLERDE BULUNMASI GEREKEN KUTSAL KİTABIMIZ KURANİ KERIM SADACE KARGO UCRETINE EVINIZE KADAR TESLIM,SEVDIGIKLERINIZI KUTSAL KITABIMIZI HEDIYE VE YASINI ŞERİFLE BIRLIKTE HEDİYE ETMEK İÇİN BUYUK FİRSAT DETAYLI BILGI İÇİN admin@islamdergahi.com bilgi alabılırsınız yada yukardıkı telefonu arayıp www.islamdergahi.com sıtesınde aradıgınızı ve bılgılerınızı verdıkten sonra evınıeze kadar ucretsız gelecektır
İstemenin Esrarı’ında, bileğinizin ve beyninizin gücünün sustuğu yerde, ruhunuzun neler yapabileceğini keşfedeceksiniz. İçten isteyişlerinizin göklerde dolaşarak Yaratıcı İradenin takdirine nasıl ulaşacağını algılayacaksınız.Ruhunuzdan çıkan anlamlar ruhsal canlılıklara veya kuşatıcı ruhsal enerjiye nasıl dönüştürüyorlar? Doğa yasalarına meydan okuyan sırrı nasıl yasaklarsınız? Hangi dua ve istekleri reddediliyor? Hangileri kabul ediliyor ve neden?Başarı, gideceğinimiz yerde değil, yürüdüğümüz yolda bekliyor. Ruhumuz coşkusuzsa, bedenimiz hareketsiz kalacak. Geleceğimiz, dileyişlerimizin büyüklüğü kadar yükselecek. Hayatımızdaki en büyük zaferlerimiz, içtenliğimizle yoğurduğumuz dualarımız olacak.Ötelerden dünya zeminine şimşekler gibi ruhsal ışıklar akıp duruyorlar. Maddede gördüklerimiz, ruhta onların suretiyleridir. Perde ardını keşfetmek için daha ne kadar bekleyeceğiz?
muhammed bozdağ kitabı
SAPIKLARA DİKKAT!
Artık internet ” başörtülü, türbanlı, tesettürlü…” diye başlayıp, sonu sex, fantazi…diye biten yazı, resim, videolarla dolu. Psikopat olmadan dikkatli olmayı öğrenmeliyiz!
Olay
Olay 1- Çarşaflı kızımız yolda yürümektedir. Arkasında gelen sapık terbiyesizce sözler ile onu taciz eder. Kızımız değil böyle sözler duymak, kadın sesinin yabancı erkeklere namahrem olduğu kabul edilen ortamda büyümüştür. Kendini yakındaki markete zor atar.Yardım ister, ağlar, telefonlar edilir…. Ailesi gelir, kızımızı alıp evine götürecekken, kızımız sapığı yine görür. Tüm olaylar olurken o sapık herif hala marketin kapısındadır. Kızımız ağzını açtığında ahlaksız kaybolur. Aramalar fayda vermez !Olay 2- Metod: Mafya genç, yakışıklı delikanlıları giydirir, cebine para atar, park, sokaklara salar.” Babalarının- analarının yanında” kaş, göz, kızı ayartırlar. Bir iki… Edepli davranışlar, bol paralar …- çoğunlukla annenin de gözüne girdikten sonra – kızla gizli görüşmeler… 2-3 ay sonra evde buluşmalar, bir hafta sonra tecavüze uğramış ve tehdit- şantajla – çoğunlukla da gizli çekilen görüntülerle – kız bir geneleve satılır…Olay:
Tesettürlü kızımız parkta anne-babası ve kucağında ablasının oğlu ile oturur. Karşısında bir genç durmadan kaş göz işareti, cep telefonunu göstermeler… Kızı askıntı olamaya başlar. Kız tarikatçı, annesine sorar:” Bu bana mı işaretler atıyor ?” , şaşırır, anne bakar ” evet” der. Baba hala ayakta uyumaktadır. Genç etrafta döner… Sonra defolup gider !
Olay 3-Şehir içi otobüsü kalabalıktır. Şehir içi yolda trafik vardır.Otobüs iki de bir ani fren yapmaktadır. Ve her frende tesettürlü kıza arkasındaki sapık yetişkin erkek arkadan çarpmaktadır. Kız şaşkın, ikilemdedir. Sonunda olaya şahit olan İslamcı delikanlımızda sapıklıktan emin olunca bağırmaya başlar…!
Olay 4-Tesettürlü anne, ilkokul üçüncü sınıftaki kızını okula götürecektir. Çöpü atmak için bir kaç saniye oyalanır, kızı 15 metre önden gitmektedir. Birden biri kızının yanına yaklaşır, ” Ben babanın arkadaşıyım, hadi seni yayına götüreyim. ” der. Elinden tutar. Anne arkadan olayı izlemektedir, çığlığı basar. Rezil herif ortadan kaybolur. İki gün sonra bir okulda erkek çocuğa tecavüzde tutuklanır.
Olay 5- Kadın çocuğunu bakıcıya bırakır. Kısa bir süre sonra çocuk sürekli kusmaya, ağzında yaralar çıkmaya başlar. Anne çocuğu doktora götürür, doktor çocukta zührevi hastalık olduğunu tespit eder. Bakıcının kocası hayvan, çocuğa sapıkça ilişkide bulunmuştur. Sonuçta bakıcı, hayvan kocasından ayrılır, kocasının annesi kafayı sıyırır…
Çıkarım- Ders
Olay 1- Çarşaflı kızımız neden ” Sapık var, yakalayın…” diye bağırmadı ilk anda ! Çantasını kafasına geçirmedi şerrefsizin, etraftakiler hallederdi geri kalanını zaten…! Kızlarımızı , o temiz ahlak abidesi kızlarımızı bu konularda uyaralım, – Allah göstermesin- bir şey olursa ne yapacaklarını önceden kafalarında tasarlasınlar!
Olay 2- Babalar ! Uyumayın. Etraf pislik dolu, zaman kötü. Ekonomi, toplum, psikoloji…kadar listeye bu gibi olayları da alın, uyanık olun. Anne kız olaya duygusal bakıp, büyütmek istemeyebilirler, siz uyarın, kızın, polis çağırın , üzerine atlayın, … ama önce her yönde gözünüz olsun !
Olay 3- Kızımız neden ilk olayda ” Dikkat etsene, sapık mısın?, …” diye bağırmadı. Cevabı hazırdır sapığın ama en azından ikincisine yeltenemezdi…! Unutmayalım sapıklar korkak- pisliğin tekidirler.
Onları akıllandırmayı manevi (İslami) bütünlüğü ve fiziki gücü olan erkeklere bırakalım, ilk adımı atalım yeter…!
Olay 4- Sadece kızlarımızı değil, erkek bebelerimizi de sapıklara ve hayata karşı seviyeli şekilde uyarmalı, hayata hazırlamalıyız!
Olay 5- Kötü olaylar sadece başkalarının başına gelmez! İlişki-iletişim halinde olduklarımız kadar, onlarında çevresine dikkat !
Sonuç
Bebelerimizi ahlaklı, namuslu, temiz düşünceli…ama aynı zamanda uyanık yetiştirelim. Zaman kötü, ortam bozuk…! Eğer kızımız “sevgi sözcüklerini ” evden duymazsa ona ilk bu sözcükleri söyleyenin peşine takılabilir !
ÇOCUKLARIMIZA DİKKAT!
Müslüman ebeveynler din eğitiminde orta yolu bulamıyorlar. Çocukları çok sıkıyorlar sonuç ta çok sıkılan çocuk ergenlik- ve sonrasında – elde sıkılan sabun misali sınır tanımaz oluyor, çığırdan çıkıyorlar.Eskiler otoriter aile yöntemiyle çocuk yetiştirdiler, çocuklara söz hakkı tanımadan, sıkarak çocuk büyüttüler ama istenen sonucu elde edemediler.Sonraki nesil ise çocuğuna sınırsız özgürlük tanıdı, sonuçta çocuk anne babayı yönetir hale geldi, doyumsuz, idealsiz nesiller oluştu. Bir türlü olması gereken orta yolu takip eden aile düzenine geçilemedi. Ya Çocuklarına uydu oluyorlar ya da çocuklarını kendine uydu yapmaya çabalıyor anne babalar. Kısaca; çocuğun bir birey olduğunu ve hakları olduğunu ebeveynler kabullenemiyorlar. Haftada bir kere toplantı yapıp, haftanın genel kurallar, geçmişin değerlendirmesi yapılıp, gelecekle ilgili hedefler , çocuklara da söz vererek konuşulmalı. Ceza verilmiş ise nedeni açıklanmalı, söz hakkı- kabul edilmese de – verilmeli.Çocuk bir birey olduğunun farkına varmalı, kendine değer verildiğini görmesine yardım etmeli…!
Ebeveynler çocuklarının gelişim basamaklarını bilmiyorlar. Ergenlik öncesi ve sonrasını sabırlı ve daha dikkatli olmaları gerektiğinin farkında değiller.
Ayrı bir sorunda çocukların giyim kuşamı meselesi: Anne baba çocuklarının büyüdüğünü, yetişkin, genç olduğunu fark edemiyorlar. Ergenlik yaşından itibaren çocukların sadece boyları değil, iç dünyaları da değişiyor. Giyimleri değiştikçe tanımayanlarca artık yetişkin biri gibi çocuklarının görüldüğünün farkında değil anne babalar…Önce iç dünya, sevgi dünyaları göz ardı edilmemeli, sonra dış görünüşleri, tavırları terbiye edilmeli çocuklarımızın…
Unutmayalım, çocuğu olanın artık iki işi vardır hem mamur- işçi,… ev hanımı hem anne- baba’dır mesleği.Artık ” Ebeveyn olmak ek bir iş sahibi olmaktır !” Bu önemli işini 5-10 sene titiz yapmayan 50-60 sene çeker! Okuyacağız, araştıracağız, soracağız. Sonu emin olun hayır olacak, İnşa-e Allah !
Allah Yar ve Yardımcımız olsun, AMİN !
bacIlarImIn dikkatine…!
Eş seçerken dikkat !
Bilgi, hitabet, yakışıklılık bir yere kadar. Önce İslamî yaşantı ve ahlaklı eşleri tercih ediniz !
Örnek 1- Erkek radikaldir, çok okur, konuşması, dini bilgisi harikadır…Ama bir o kadar ütopiktir; Evlenir, çoluk çocuğa karışır yıllar geçer ama hala; evi, ailesi, çocukları ile gereken seviyede ilgilenemez, sorumluluklarından kaçar… O hala konuşuyor, kendini dinlettiriyor ama hayatın içinde değil, hayal dünyasındadır… Evi çekip çeviren ise çoğunlukla kadındır, hem de çalıştığı halde…! Acaba nerede hata yapmıştır…?!
Örnek 2- Delikanlı yakışıklı, işi olan biridir. Ama gençliği ve yakışıklılığı onun ayaklarını o kadar yerden kesmiştir ki, evlendikten sonra bile eşi ile bir koca, eşini emanet olarak alan bir sorumlu kişi gibi davranamamakta, evliliğe, evliliğin getirdiği yükü bir türlü kaldıramamakta, bir türlü evlilik moduna girememektedir.Hanımının hakları ve ona karşı olan sorumlulukları konusunda yeterli aktif değildir.Eşinin kendi gibi bir kocası olması ona yetmemekte midir ki, bir de eşinin sorunları ile ilgilensin…? Dünyanın kendi etrafında döndüğünü zannetmektedir damadımız…
Örnek 3- Günümüzde bazı genç bacılarımız özellikle msn, mesajlaşma esnasında karşısındaki muhatabının ayet, hadis veya fetvalarla konuşmalarından hemen etkilenmektedirler. Halbuki bilgiden daha önemli olan uygulama- ameldir. Bilgi sahibi olan o kadar anti Müslüman vardır ki.Önemli olan kurulan kelimeler, sanatsal cümleler değil, fiiliyat, yaşam, eylemdir. Bacılarımıza tavsiyemiz sanal aleme kapılmamaları, direk-ciddi ise bacılarımızın, konuşmaları reel hayata aktarıp, ailelerle olayı resmi ve meşru yola sokmalıdırlar. Sonra çok pişman olurlar, Allah korusun böyle durumlar sonra çok ama çok hayal kırıklılığı dolu evliliklere neden olmaktadır! Unutmayalım, mutlu evliliklerin temeli msn veya telefon mesajları ile kurulamaz!
İslâm Dîni, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, hiçbir nizâm ve sistemin veremediği müstesnâ bir makâma sâhip kılmıştır. Nitekim Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde:”Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır.” buyurmuştur.Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz de erkekleri, kadınların hak ve hukûkunu gözetmeye dâvet etmekte ve bu konuda: “Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh’tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh’ın bir emâneti olarak aldınız.” buyurmaktadır.Başka bir hadîs-i şerîflerinde de: “Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım.” buyurur.Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, erkeklere, kadınlara dâimâ iyi davranmalarını tavsiye ederek:”Mü’minlerin îmân bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olanıdır.” buyurmaktadır.Vedâ Haccı’ndaki meşhûr hutbesinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Ey insanlar! Kadınlar hakkında Allâh’dan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır.Bazı hadisler : (Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim](Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Hz. Eyyüb gibi mükafatlara kavuşur. Kocasının kötü huyuna sabreden kadın da, Hz. Asiye gibi sevaba kavuşur.) [İ.Gazali](Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.) [İ.Lâl](En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.) [Tirmizi](En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.) [Nesai](Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin](Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa](Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.) [R.Nasıhin](Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.) [İ.Asakir] (Kızlarınızı altın ve gümüş ile süsleyin! Elbiseleri güzel olsun! İtibar kazanmaları için en güzel hediyelerle ihsanda bulunun!) [Hakim](Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, Allahü teâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesile olur.) [Taberani] (İki kız evladına güzel muamele eden, mutlaka Cennete girer.) [İbni Mace] (İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, maişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz.) [Tirmizi] (Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene, Allahü teâlâ rahmetle nazar eder. Allahü teâlâ rahmetle nazar ettiğine de azap etmez.) [Harâiti] (Çarşıdan turfanda meyve alıp evine getiren, sadaka sevabı alır. Getirdiğiniz meyveyi, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına verin! Kadınları, kızları sevindiren, Allah korkusundan ağlayan gibi çok sevap kazanır. Allah korkusundan ağlayana Cehennem haramdır.) [İbni Adiy] (Üç kızına, ihtiyaçtan kurtulana kadar iyi bakan, yedirip giydiren, elbette Cenneti kazanır.) [Ebu Davud] (Üç kız veya kız kardeşinin geçim veya başka sıkıntılarına katlananı, Allahü teâlâ Cennete koyar.) Eshab-ı kiramdan biri, (İki tane olursa da aynı mıdır?) diye sual edince, Peygamber efendimiz (Evet, iki tane olursa da aynıdır) buyurdu. Başka birisi, (Ya bir tane olursa?) diye sual etti. Cevabında buyurdu ki: (Bir tane de olsa gene aynıdır.) [Hakim, Harâiti]…
Kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır.” buyurarak daha yedinci yüzyılda yüzyirmi dört bin müslüman hacı namzedine karşı, kadınların haklarını ilk olarak açıklamışlardır.Başka bir hadîs-i şerîflerinde: ”Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fenâ söz söylemeyin!” buyurmuşlardır. Kadınlarla iyi geçinmek Kur’ân-ı Kerîm’in emridir: “Kadınlarınızla iyi geçinin; eğer onlardan hoşlanmadı iseniz bile!..Olabilir ki bir şey, sizin hoşunuza gitmez de, Allâh onda bir çok hayır takdîr etmiş bulunur.”
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu konuda: ”Kadınlar hakkında birbirinize hayır tavsiye ediniz!” buyurmaktadır. Kadınlara karşı daima hoşgörülü olmalıdır. Nitekim bir hadîs-i şerîfte: “Mü’min bir erkek, mü’min bir kadına kızıp darılmasın! Eğer onun bir huyundan hoşlanmazsa, öbüründen memnûn olabilir.” buyurulur.Bir insanın her işi ve her huyu hoşumuza gitmeyebilir. Fakat iyi niyetli ve ülfet edilir insan, kendi hanımında hoşuna gidecek nice meziyetler bulabilir.
Onlarla kendisini memnûn ve mes’ûd edebilir. Bunun için ayıp aramaya değil, meziyet aramaya bakmalıdır.Zîrâ mârifet iltifâta tâbîdir. İltifatsız mârifet zâyîdir. Özetle;
“Bana dünyadan güzel koku ve kadınlar sevdirildi. Benim en mutlu ânım ise, namazda olduğum zamandır.” (Nesâî, İşretü’n-nisâ 1, Mişkâtü’l-mesâbih, c.2, sb.669) KADIN VE GÜZEL KOKU YANYANA ZİKREDİLMİŞ, AYRICA NAMAZLA KADININ ÖNEMİ HADİSLE PEKİŞTİRİLMİŞTİR
“Allah sizden; kadınlara karşı iyi ve hayırlı olmanızı ister; çünkü onlar, sizin analarınız, kızlarınız veya teyzelerinizdir (TÜRKÇEDE KULLANILAN KELİME İLE ;BACI, KIZKARDEŞ, YENGE…!)” (el-Camiu’s-Sağir, el, sh.78, Hadis No: 1647) HANIMLARA TOPLU BAKIŞIMIZ: YA ANNE YA EŞ YA BACIMIZDIRLAR
“Sizin hayırlınız, eşine hayırlı olandır. Ben de eşime karşı sizin en hayırlınızın. Kadınlara ancak iyi insanlar iyi davranır; onlara karşı ancak kötü kişiler, ihanet eder.” (el-Camiu’s-sağir, c.2, sh.ll, Hadis No:4012) HAYIR VE İYİLİK KADINA OLAN DAVRANIŞLA ÖLÇÜLÜYOR!
Abdullah ibn Mes’ûd, Hz. Muhammed’e(a.s), kiminle beraber bulunması, kime hizmet etmesi gerektiğini sorunca Hz. Muhammed, üç kez “Annen’e” dedikten sonra, “Baban’a”, demiştir. (Buhârî, Edeb: 2; Müslim, Birr: 1)
“Cennet annelerin ayağı altındadır. “ diyen dinimiz kadına hak etmiş olduğu değeri vermiştir. İslamiyet’in ilk şehidi bir kadındır. İlk Müslüman bir kadındır. Peygambe-rimizin soyu kızından devam eder. Hz. Ebubekir’in kitap haline getirdiği dünyadaki tek Kur’an-ı Kerim Hz.Ebubekir, Ömer, Osman dönemlerinde onlarca yıl bir kadının yanında kalmıştır. O dönemde ise Hıristiyanlar şunu tartışıyordu bir kadın İncil’e dokunabilir mi dokunamaz mı. Kur’an-ı Kerim’de Nisa (Kadınlar), Müntehine (imtihan edilen kadın), mücadele (mücadele eden kadın), Meryem (Hz. İsa’nın annesi )… gibi sure isimleri vardır. Fakat mesela, rical (erkekler) süresi yoktur.
İSLAM’DA KADINA VERİLEN DEĞERPeygamberimizin ağzından uydurulan, mevzu – yalan hadisleri ve anlamı saptırılan ayet-i kerimelerin yorumunu bir kenara bırakırsak İslamiyet’i tanımayan bazı insanlar İslamiyet’te kadınlara değer verilmediği kadının erkeğin yarısı kabul edildiğini iddia etmektedirler.
MİRAS
Mirasta erkeğe kadına verilen miktarın iki katı verildiğini söyleyerek kadına haksızlık yapıldığını iddia ederler. Halbuki İslamiyet’te kadın erkek mirasta eşit pay alırlar. Anne, baba, dede, nine… kadın erkek oldukları halde eşit pay alırlar.
Sadece kız ve erkek kardeşlerde kız kardeşe erkek kardeşin yarısı kadar verilir. Burada sanki bir haksızlık varmış gibi gözükmektedir. Fakat, örneğin baba vefat etse babanın üç dairesi olsa kız kardeş bir erkek kardeş iki daire alırlar. Kız kardeş bir erkekle evleneceği zaman kız kardeşin bir dairesiyle evleneceği erkeğin ailesinden kendisine miras kalan iki payı bir araya gelince toplam üç payları olur. Erkek kardeşinde kendi iki payıyla beraber bir kızla evlenirken evleneceği kızın bir payıyla beraber onlarında toplam üç payı olur. Ayrıca erkek kardeş evleneceği kıza mihir verir.İSLAMDA BAŞLIK PARASI YOKTUR , MİHİR KADINA BOŞANMA VUKU BULURSA BİR SOSYAL GÜVENLİK OLSUN DİYE – SİGORTA- OLARAK VERİLİR! Böylece iki dairesi erimeye başlar. Yine erkek kardeş hayatları boyunca evleneceği kadın ve çocuklarının nafakasını (yiyecek, yatacak, yakacak…) karşılamak zorundadır. İki dairesi erimeye devam eder. Halbuki kız kardeş mihir alır. Ayrıca hayatı boyunca kendisine ve çocuklarına erkek bakmak zorundadır. Kendi bir dairesini ise ailesine harcamak zorunda değildir. O dairesi onun harçlığıdır; satar, bağışlar, kiraya verir… İsterse kocasına da verebilir.
Kız kardeşe erkek kardeşe verilen miras miktarının yarısı verilmiştir. Anne, baba, dede, nine … eşit pay alırken kız kardeş ile erkek kardeşte sanki haksızlık varmış gibi gözükür.
Miras : 3 daire
Erkek kardeş Kız kardeş
2 1
1-) Kız kardeş Erkek 2-) Kız Erkek kardeş
1 2 1 2
3= + evleniyor 3= + evleniyor
Mihir, Nafaka (+) Mihir, Nafaka (-)
Görüldüğü gibi erkek kardeşe çok miras payı verilmesinin sebebi onun toplum içindeki ağır sorumluluğundan dolayıdır. Erkek kardeş aldığı iki payı hep harcayacak , hep eksilecektir. Kız kardeş ise aldığı bir payın yanında mihir, nafaka alacak. Malı artacaktır. Bir payı da kendinin olacaktır. Görüldüğü gibi ilk başta erkek kardeş fazla pay alır gibi görünürse de iş alınan payların dağılımına kullanılmasına gelince kız kardeşin az payı ile erkek kardeşinden daha fazla imkan olanak paya sahip hale geldiği görülmektedir. Erkek kardeşe ailesine -Eşine – verilmesi için fazla verilmiştir. Zamanla bu oran kız kardeş lehine değişmektedir.
EŞİTLİK
Allah kadınla erkeği eşit yaratmamıştır. Her ikisini de insan olma yönünden, akıl, bilgi, kültür yönünden eşit olsa da, kadın erkekten daha duygusal daha hissidir. Erkek ise daha katı, olaylara daha sert,duygusal yoğunluğu az olan bir açıdan bakar. Bu psikolojik yönden farklılıktır. Biyolojik yönden, erkekte kas daha fazla iken kadında yağ daha fazladır. Bu durum erkeğin kadından üstün olduğunu göstermez.Kadın daha duygusal erkek daha az duygusal, kadın daha çok acır, sevgi hayatında daha önemli bir yer kapsar, erkekte ise daha az. Erkek daha güçlü-kaslıdır, kadın daha az güçlü ve kaslı… Her iki cinsinde üstün- eksik yönleri vardır. (Akılda, düşüncede … her iki cinside eşittir ve birbirlerini geçebilirler.)
Bu durum erkeğin üstünlüğünü veya kadının zayıflığını göstermez. Aksine bu durum her iki cinsin ayrı yaratılış özelliklerinin doğal sonucudur. Bunu kabul etmeli, yaşam tarzımızı buna göre ayarlamalıyız.
İslam kadın – erkek eşitliğini değil kadın erkek adaletini savunur. Eşitlik adalet demek değildir. Eşitlikte mesela, kadına da erkeğe de 100 kg yükte 50 şer kilo her iki cinse vermek vardır. Adalette daha kaslı olan erkeğe daha fazla daha az kaslı kadına daha az yük vermek vardır. Yaratılış özelliğini kabul bunu gerektirir.
İngiliz kraliyet ordusunda , kadın erkek tüm askerlere “ aynı eğitim programının “ uygulanması , kraliyet ordusu fizikçilerinden Yarbay Ian Gemmel ‘i : Fırsat eşitliği adı altında kadın askerler eziliyor , diye isyan ettirir.
Erkek askerlerin eğitimi sırasında yaralanma oranı yüzde 1.5 iken , kadınlarda bu oran yüzde 11.1 ‘lere kadar çıkmaktadır .Yarbay Gemmel’e göre bunun nedeni :
Kadın kas ve kemik yapısı erkeklere göre daha zayıf . Aynı eğitim kadın bedeninde erkeklere oranla % 39 daha fazla baskı oluşturuyor.
Belirli kas olgunluğuna ulaşmak için erkek askerlerin 3 ay çalışması yeterli iken , kadınların 6 ay çalışması gerekir.
Bu kadın askerlerden 40 tanesi ordu’yu ” bize fazla yükleniliyor ” diyerek mahkemeye başvururlar ( The Sunday Times :10.03.2002)
NASIL Kİ OKULLARDA ÇOCUKLARI YETENEKLERİNE GÖRE YÖNLENDİRİP EĞİTMEK SAVUNULACAK BİR DURUMSA , İSLAM’DA DA KADIN VE ERKEĞE DOĞA VE YAPILARINA UYGUN GÖREV DAĞILIMI YAPILMAKTADIR.RESİME YETENEKLİ BİR ÖĞRENCİYİ MATEMATİK PR.’U YAPMAK NASIL MANTIKSIZLIK İSE KADIN VE ERKEKLERE DE MİZACLARINA TERS GÖREV YÜKLEMEK O KADAR TERSTİR. BİR ERKEKTEN NE KADAR ANA SINIFI ÖĞRETMENİ OLABİLİR, HANIMLARLA KIYASLARSAK…?
İngİlİz donanmasındaki kadın askerlerin dörtte biri cinsel tacize uğramış
İngiltere’de kraliyet donanmasında görev yapan kadın askerlerin dörtte birinin, görevleri sırasında en az bir kez cinsel tacize uğradığı açıklandı.
Donanmadaki cinsel tacizin kabul edilemez bir düzeye – demek kabul edılebılır Bır duzeyı de var …!-ulaştığını açıklayan Savunma Bakanlığı, bundan sonra her vaka için disiplin işlemiyle yetinilmeyip adli işlem yapılacağını duyurdu.İngiltere’de sadece 2002 yılında donanmada görev yapan 2500′e yakın kadın asker gemide ya da üste bulundukları sırada tacize uğradıkları gerekçesiyle şikayette bulundu. 2003 yılında ise donanmada görev yapan kadınların yüzde 22’sinin bu tür şikayetlerde bulunduğu açıklandı. Bu rakam, 2005 yılında yüzde 25‘e kadar yükselirken, donanmada görev yapan kadınların üçte biri şikayetlerinin adil biçimde ele alınıp değerlendirilmediğinden de yakındı. Genel olarak İngiliz ordusunda, aynı türdeki şikayetlerin oranının ise yüzde 12 olduğu belirtildi. ( Milliyet : 24.06.2005 ) ya ŞİKAYET edılmeyen, edılemeyenler…!Kadın subay ve askerlerin yarısı cinsel tacize uğramış
İngiltere’de Kraliyet Hava Kuvvetleri içinde hazırlanan bir rapor, hava kuvvetleri mensubu kadın asker ve subayların yarısının iş hayatları boyunca en az bir kez cinsel tacize uğradıklarını ortaya koydu.Independent on Sunday gazetesi tarafından ele geçirilen rapora göre, son 12 ayda 1000 kadın asker üstlerine yaptıkları başvuruda bir meslektaşı hakkında cinsel taciz suçlamasında bulundu.Kadın asker ve subayların en az iki kez karşı cinsteki üstleri tarafından taciz edildiklerinin de rapor yazarları tarafından ortaya konulduğunu öne süren Independent, kadın asker ve subayların en azından cinsel konularda sözle sarkıntılık edilerek rahatsız edildiklerini kaydetti.Cinsel tacize uğrayanların sadece yarısının şikayette bulunduğunu iddia eden Independent, üç yıl önce de benzer bir raporun yayımlandığını, karşılaştırma yapıldığında taciz sayısının büyük artış gösterdiğinin anlaşıldığını belirtti. Independent, ”Bu durum da ordu komuta kademesini büyük bir kaygıya sürüklüyor” diye yazdı.Raporun, hava kuvvetlerinde sadece kadın değil erkek asker ve subayların da tacize uğradıklarını ortaya koyduğunu duyuran Independent, erkek subayların ayrıca bazı gruplar tarafından korkutularak sindirildiklerini de iddia etti. ( Milliyet :24 Ocak 2005 )
ABD ordusunda cinsel taciz arttı
AMERİKAN askerleri arasında yaşanan cinsel tacizin geçtiğimiz yıla oranla büyük bir artış gösterdiği ortaya çıktı. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yayınlanan rapora göre, 2004 yılında, Amerikan askerleri arasında yaşanan ve rapor edilen cinsel taciz sayısı bin 700′den, 2005′te 2 bin 374′e ulaştı. Pentagon yetkilileri askerler arasında yüzde 40′ı bulan cinsel taciz artışını yeni uyguladıkları programa bağladı. Pentagon’un yeni programı çerçevesinde cinsel tacize uğradığını beyan eden askerler, sağlık, rehberlik ve psikolojik destek alıyor. ABD ordusunda cinsel tacize uğrayanlar, çeşitli nedenlerden dolayı bu durumu rapor etmediği için cinsel taciz vakalarının pek çoğu açığa çıkmıyordu. ( Akşam 19.03.2006 )
ABD’li KADIN asker 4 ay tecavü ze uğradı
Irak ve Afganistan’daki savaşlarda binlerce sivilin ölmesi, binlercesinin de yaralanmasının yanında sesi duyulmayan “kurbanlar” da var.Irak’a 2003 yılında giden Amerikalı Er Abbie Pickett, “Askerlikte kadınlara üç sıfat takılıyor. Lez biyen, orospu ya da fahişe” diyor. Tikrit’te 19 kadın ve 140 erkekten oluşan askeri birlikte 11 ay görev yapan Pickett, erkek askerlerin kendilerine yaptığı “göğüs büyüklüğü ve sek s” konulu ağır şakaları depresyona sokacak boyutta bezdirici bulduğunu söylüyor.‘İKİNCİ GECE ODAMDA’ Uzman çavuş Suzanne Swift (21), 9 Ocak 2006′da firar etti. Bir yıl Irak’ta Kerbela yakınındaki Camp Lima üssünde görev yapan Swift anlattı: “Görevimin ikinci gününde bir üstüm odama gelerek beni ilişkiye zorladı. Dört ay boyunca geceleri hep odama geldi. Boyun eğmek zorundaydım. Karşı çıktığımda hep ceza aldım. Diğer askerlerin önünde aşağılandım…” TACİZ, FİRAR ETTİRDİ Genç kadın ülkesine izne döndükten sonra birliğine teslim olmayıp firar etti. Kısa sürede yakalandı. Rütbesi düşürüldü. Savaş karşıtlarının kahramanı oldu. Şimdi yargılanıyor.Keri Christensen (33) de bir başka kurban… İki çocuğunu bırakıp gittiği Kuveyt’te limandan Irak’a malzeme taşıyordu. Ancak erkek meslektaşlarının göğüsleri ve cinselliği hakkında sözlü sataşmalarına maruz kaldı. Bir üstü tarafından cinsel saldırıya uğrayınca şikâyet etti. Hemen sürüldü… İddiası delil yetersizliğinden reddedildi. ( Sabah:11 Nisan 2007 )
Kadın daha duygusal olduğu için çocuk eğitimi ve büyütülmesi görevi İslâm’da daha çok kadına verilmiştir. Çünkü o duygusaldır. Acıma sevme… yoğunluğu erkekten daha fazladır. Erkek çocuk bakıcısı olamaz. Çünkü erkekte acıma, sevme, şefkat daha az yoğunluktadır. Halbuki çocuğa sevgi, anne sevgisi lazımdır. Erkek evi dışından korur. Evin mali yönden devamını sağlar. Kadın evin içişlerine bakar. Evin ahlaki yönden devamını sağlar. Kadın sadece işte çalışsa daha çok yıpranır ( o nedenle de kadınlar erkelerden daha az çalışır, daha önce emekli olur.) ve ailenin, çocuğun eğitimi ile gereği gibi meşgul olamaz. Aile düzeni bozulur. Aile bozulunca, toplum huzuru, devlet huzuru bozulur ve sosyal çöküntü başlar. Eşit toplumda çalışan kadın çocuğunu kreşte büyütür ve sevgi yerine aldığı paraya göre muamele gören çocuk büyüyünce psikolojik sorunların içine düşer. Kadın erkek eşit değildir birbirini tamamlayan iki elmanın yarısı gibidirler. Her iki cinsinde eksik ve fazlalıkları vardır (kas, yağ, şefkat, merhamet, sert, mizaçlılık…) . Ama her iki cinste insan olmada aklını kullanmada ilimde kul olmada cennet-cehennem yolunda eşittir ve yarış halindedirler.Kur’an da Allah-u Teala erkeği kadından üstün kabul eden bir ayet vardır. Ayeti incelediğimiz zaman üstünlüğün “sorumluluk” anlamında kullanıldığını yani erkeğin kadından daha fazla sorumluluk sahibi olduğunun ayette bildirildiği anlaşılır. Mesela müdür ile memur. Müdürde insandır memurda. İkisi de akıllıdır. Memurun aklı daha az veya müdürden aşağıdır diye kimse kabul etmez. Ama müdürün sorumluluğu işi yetki alanı geniş olduğu için memurdan bir üst makamdır. Ona bazı konularda emir verebilir. Ama her ikisi de insan, kul, akıl… yönünden eşit canlılardır.Kur’an da işte sorumluluğu fazla olan erkeği kadına üstün-sorumlu kabul etmiş iş bölümünde erkeğe daha fazla sorumluluk yüklemiş yüklenen sorumluluk oranında onu idareci üstün kabul etmiştir. Aynı durum Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında da söz konusudur. Bazı konularda kadın erkek eşitsizliği medeni kanunda da bulunmaktadır.
1-) Medeni kanun Roma hukukuna dayanır. Roma hukukunun temelinde eşitler arasında birinci erkektir ilkesi vardır. Birinci eşitsizlik budur.
2-) İkinci eşitsizlik sen evli bir kadınsın evlendirme memuru sana demiştir ki : “ evin reisi erkektir, kadın onun muavin ve müşaviridir.” İkinci eşitsizlikte budur.
3-) Üçüncü eşitsizlik ise sen ticaretle uğraşacağın zaman ticaret odasına kayıt olman için tüccarlığın muteber olabilmesi için kocanın yazılı muafakatı gerekir. Kocan gider bin türlü işle uğraşır kimse muafakatını almaz üçüncü eşitsizlik…
4-) Dördüncü eşitsizlik sen yurt dışına gideceğin zaman kocanın mutlaka yazılı muafakatı gerekir aksi taktirde kocan şikayet ederse gidemezsin. Dördüncü eşitsizlik
5-) Beşinci ve en kötüsü ! Kocanla birlikte borçlanacağın zaman vesayet maka-mının yani sulh mahkemesinin senin akıl baliğ olduğuna yani aklının başında olduğuna dair bir karar vermesi lazım ki kocası ile birlikte borçlandığı zaman muteber olsun. Bu da beşinci eşitsizlik.Feminizm batı toplumlarında başlamış bir harekettir ve o tür toplumlar için zorunlu bir harekettir. Çünkü Avrupa’da kadın, insan mıdır ? İncil’e dokunabilir mi ? ruhu var mı diye tartışılan, alınıp satılan, akrabaya, misafire peşkeş çekilen, çalışınca ücreti az verilen … bir canlı olarak görülür. Böyle toplumlarda kadın tabii ki hak arama yarışına girişip, reaksiyon gösterip, ileri atılacaktır, hakkını arayacaktır. Fakat İslam toplumlarında kadının ne insan olma yönünün tartışılması, ne Kur’an’a dokunmaması durumu, ne alıp satılımı- fahişelik – durumu söz konusudur. İslâm’da kadın annelik görevini yerine getirdikten sonra doktor, hemşire, avukat, öğretmen, … olabilir. Hatta bazı kadınların yukarıdaki mesleklere sahip olmaları farzı kifayedir, bir toplumda mutlaka olmalıdır.
Batıda hak arama adalet arama mücadelesi sonunda sınırlarını zorlamış haklı mücadele aşırı uçlara kaymıştır. Eşitlik istekleri sonunda insan olma, kadın gücünü, hissiyatını, duygu sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Vucud geliştiren ; kaslı kadınlar, halter kaldıran, boks yapan … kadınlar (hepsinde de, yaratılış mizaçlarında olmadığı için erkeklerden daha az başarılılar). Batıda erkeklerde de bozulma had safhada da hom o sek süellerin evlenmeleri, kültürel giyim tarzı dışında (İskoçlar gibi), erkeklerin etek giymesi… insan cinsi olma sınırlarını zorlayan dinden uzak bu toplumlar ahlaksızlığın had saflarını zorlamaktadırlar.
Günümüz Türkiye’sinde – 70 yıl aradan sonra , yani kadına haklarının tanındığı ( …. ) 1934’tan , 70 sene sonra yeniden kadın – erkek eşitsizliğini ( 2001 ) önleyecek yeni kanunlar çıkarılmaktadır….kadın hakları adına , kadın haklarının verildiğini iddia edilen kanunlar değiştirilirken. İşin en ilginç yönü ise GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’SİNDE ARTIK ZİNA’NIN BİR SUÇ OLMAKTAN ÇIKARILMASIDIR : Yani günümüzde zina edene medeni ( … ) kanunlarımız ceza vermez , zinayı suç saymazken , dini nikah yaptıran insanları kanunlarımız suç işlemiş kabul edip , ceza vermektedirler.
Kadın ve erkek farklı yaratılmış.. Bu farklara kalp de eklendi.
İsveçli bilim adamları kalp tedavilerinin erkeklerde ve kadınlarda farklı sonuçlar yaratabileceğini öne sürdüler.Araştırmacılar, Avrupa Kardiyoloji Birliği Konferansında, kalp tedavilerinin erkeklerde ve kadınlarda farklı sonuçlar yaratabileceği açıkladılar. Erkeklerin hayatını kurtaran tedaviler kadınlarda zararlı olabiliyor.İsveç Linkoping Üniversitesi Araştırma Görevlisi Eva Shawn, “bu sonuçlara çok dikkat etmeliyiz. Yürütülen araştırmada, görülüyor ki erkeklerde alınan sonuçlar kadınlarda aynı etkiyi göstermiyor.Eva Swahn, “kadınlarda erkeklerden daha fazla kanama tehlikesi ortaya çıktı, bu yüzden uyguladığımız tedaviler daha tehlikeli olabiliyor” şeklinde konuştu.Missisippi Üniversitesinden Kardiyolog Daniel Jones, “Bence görülen fark şaşırtıcı bir durum değil. Erkeklerde ve kadınlarda farklı tedavi uygulamamız gerekir. Erkekler üzerinde yaptığımız araştırmalar kadınlarda aynı sonucu alacağımız anlamına gelemez” dedi. 04 Eylül 2007İlginçtir biz ” Kadın erkek eşit değildir !” deyince gerici ilan ediliriz ama çağdaş-medeni geçinen kadın dernekleri, kanunları karşısında “pozitif ayırımcılık ” isterlerken kendileri de aynı şeyi başka kelimelerle ifade ettiklerini hala kavrayamamaktadırlar…!
EVLENME
Bazı çevreler, İslâm’da her erkeğin dört kadınla evlendirildiğini kadının görüşü-nün sorulmadığını kadının hakkının yenildiğini iddia ederler.
Dört kadınla evlilik (Teaddüt-ü Zevcat) İslâm’da bir emir, mutlaka yapılması gereken bir farz değildir. Belli şartlarda belli özelliğe sahip erkeklere tanınan bir olaydır.Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Kur’an da Allah’ü Teala tek kadınla evliliği Müslümanlara tavsiye etmektedir. Dolayısıyla İslam’da tek eşlilik esastır.Peki dört kadınla evlilik meselesi nedir ? İslâm’da bir erkeğin bir, iki, üç en çok dört kadınla evlenmesini belli şartlar dahilinde izin vardır. Bunlar kısaca şöyledir :
1-) İlk hanımın izin vermesi : Kadın kocası ile evlenirken, kocasına, benden sonra başka kadınla evlenmezsen seninle evlenirim der, erkekte kabul ederse bir daha başka bir kadınla erkek evlenmez.Eğer hanımı izin verirse, erkek ancak o zaman ikinci bir hanımla evlenebilir.
2-) Belli şartlarda ancak erkek ikinci bir kadınla evlenebilir. Mesela ; bir savaş olsa erkeklerin sayısı ülke düzeyinde azalsa (her savaşta olduğu gibi) ülkede kadın nüfusu çok, erkek nüfusu az olsa. Medeni kanunlara göre her erkek bir kadınla evlense, fazlalık olan eşitliğin üstünde fazla olan kadınlar ne yapacak? Zina mı, fuhuş mu ? ( I. Dünya savaşından sonra Almanya’da, Fransa’da olduğu gibi )
Medeni kanunlar buna bir çözüm üretemiyor. Ama İslam’ın (tek kadınla eşlilik genel tavsiyesi yanında) Taaddüt-ü Zevcat meselesi gündeme gelir. Sorun kendiliğinden çözülür.İlk hanımın iznini alan erkek ikinci eşini alır ve toplumda kim kimin eşi, kim kimin çocuğu belli olur. Toplum ahlakı bozulmamış olur. Türkiye’de çağdaş psikiyatrinin kurucusu olan Pr. Dr. Mazhar Osman bu nedenle şunu söyler : “Ben Taaddüt-ü Zevcatı bir kusur değil, kemali eser olduğuna inanıyorum.”.Zaten Avrupa’da tek eşle yaşayan, zina etmeyen , çocuğu belli olan kaç toplum vardır. Kendi toplumunun yapısını çok iyi ben Pr. Dr. Forel şunu söylemektedir : Avrupa’da tek eş taraftarlığı etiket, riyadan başka bir şey değildir. Erkek hanımını neden kandırsın ki ? Ya izin alır evlenir yada asla zina yapmaz. Batı ise zina, fuhuş, hom o-lezbiye n bir toplum olma yolunda, hayvanlarla cinselliğe yönelmiş bir çağdaş lut kavmi konumundadır. Bu nedenle Angutil, “Acele T. zevcat kabul edilmelidir. Geçen her saat toplumsal bir suç olmaktadır.” demektedir.Wictor Gambot, Charles Richet; tek eşlilik, kadına hoş görünmek için uydurul-muş yalan gösteriştir derler.Wictor Marqveritte, Ayandan Gogslere, Dr. Charles Richet, Binet Sanglet… batının içine düştüğü buhranı görüp çok kadınla evliliği savunurlar.
3-) Hanımı izin verirse, ( mali, sosyal-kültürel) şartlarda uygun olsa, erkek kendine sorar: Alacağım yeni eş ile eski eşim arasında adaleti sağlayabilecek miyim ? ikisinin çocuklarında da maddi-manevi adaleti gerçekleştirebilir miyim ? cevabı hayır ise erkek yine evlenemez, hanımı izin verse de. Yani üçüncü şart “adalet” dir.
Bu üç şartta bir arada olmalı. Biri eksik olsa, ikinci eş yasaktır.
Özetle erkek ikinci eşle evlenmek isterse; hanımından izin , kendisinden adalet şartına uyma, şartlarında uygun olması gerekir.
Bir erkeğe dört kadınla evlenme izni varda, bir kadına neden dört erkekle evlenme izni yok ?
1- Çocuk olsa kimin olduğu nasıl belli olacak. Neslin devamı, miras… buna bağlı. Günümüzde bu DNA testleri ile anlaşılabilir. Ya 1400 seneden beri geçen sürede bu nasıl anlaşılacaktı ? O dönemde de İslam, insan ve evlilik vardı.
2-) Pr. Forel’inde belirttiği gibi erkek çok kadına temayüllüdür. Ama kadın bir erkeği sever (onunla evlenir veya evlenemez..).
3-) Kadın gebe kalınca 4 erkek ne yapar ?
4-) Kadın dokuz ayda, erkek bir kaç günde çocuk sahibi olurlar.
5-) Erkek kıskançtır. (İslâm’da ikinci eş ilk hanımın iznine bağlıdır.)
Şimdi bir örnek verelim :
Bir mümin erkek ve kadın düşünelim. Erkek hanımına kötü yoldaki bir kadını gösterip bana izin ver onunla evlenip onu kötü yoldan kurtaralım dese hanımda izin verse , şartlar uygun olsa adaletli davranacağına erkek kanaat getirirse ve o kadınla evlenirse… boyalı basın olayı nasıl değerlendirir ?
“ Erkeğe bak, eşi üzerine kuma aldı. Bu adam aşırı dinci, yobaz der, kadın haklarını savunur rolüne girişmez mi; araba lastiği reklamında mayolu kadınları podyumda yürüten bu medya ? Kadını bataklıktan kurtarmak suç, onu her gün bir kaç erkeğe satma çağdaşlık kabul edilir. Sanki o satılan kadınlar birinin kızı, kardeşi, annesi değil, uzaydan geldiler…!
Metres hayatını savunanlar T.Zevcata karşıdırlar. Genç kızları kandırıp kullanıp atmak varken evlenmeye niyetin yoksa eline bile dokunamazsın kuralını isterler mi bazı medeni(!)lerimiz. Ayrıca istisnai bir durum olan ve toplumun devamını amaçlayan bu tür konular hakkındaki sorular genelde cevap almak için sorulan sorulardan değildir, art niyetli sorulardır.
İSLAM NORMALDE HER ERKEĞİN BİR KADINLA EVLİLİĞİNİ TAVSİYE EDER AMA YA ŞARTLAR DEĞİŞİRSE?:TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE KADIN NÜFUSU ERKEK NÜFUSUNU GEÇTİ:
ERKEK:35.171.000
KADIN:35.362.000 ( POSTA:06.05.2003)
KAZAKİSTAN’DA VE MALEZYA’DA DURUM DAHA İLERİ BOYUTLARDA ;İKİ ÜÇ KADINA BİR ERKEK DÜŞÜYOR NÜFUS OLARAK…ÇAĞDAŞ(!) SİSTEM DİYOR Kİ BİR ERKEĞE BİR KADIN YA DİĞERLERİ NE YAPACAK…!?İSLAM’DA DİYOR BİR ERKEĞE BİR KADIN AMA ŞARTLAR DEĞİŞİNCE YOLU AÇIYOR VE BELLİ ŞARTLARDA İKİNCİ EŞE DE İZİN VERİYOR!
KAZAKİSTAN’IN %70′İ KADIN.16 MİLYONLUK KAZAKİSTAN’DA KADIN NUFUSU 11 MILYONA YAKLAŞMIŞ DURUMDA .( Gözcü :30.03.2006)ÜNLÜ iSLAM ALİMİ ZEMAHŞERİ NEVABİGU’L-KELİM ADLI ESERİNDE:” DENİZDE DALGALARLA BOĞUŞANLAR MI YOKSA BİRDEN ÇOK KADINLA EVLENEN Mİ TALİHSİZDİR , BİLEMEM” DEMEKTEDİR…ANLAYANA …:))
ÖNEMLİ NOT: GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’SİNDE İKİNCİ EVLİLİK MÜMKÜN MÜ :TIKLAYINIZ
BOŞANMA
Bazı çevreler, İslâm’da kadının boşanma hakkı yoktur. Erkek kadına üç kere «boş ol » dese boşanma vuku bulur, iddasındadırlar. Dilin kemiği yok, iftira atışları serbest. Ama cevap hakkımız saklı.
Öncelikle İslâm’da kadınında boşanma hakkı vardır. Evlenirken «benim de boşanma hakkım var kabul ediyor musun ?» sorusuna evet diyen ve bunu yazılı belge haline getiren bir erkekle evlenen her kadın kocasını boşayabilir. Ayrıca İslâm’da «bir saniyede üç cümle ile boşanma gibi yani boş ol » ile boşanma yoktur. En az üç ay süren bir boşanma.
I. Ay: Kadın erkek, kadıya (hakime) gider. Boşanmak istediklerini söylerler. Kadı onlara bir ay mühlet verir ve barışmalarını tavsiye eder.
II.Ay : Eşler yine gelirlerse kadı (hakim) onları yine gönderir. Ailelerinin çağırıp onlara tavsiyede bulunmalarını söyler. Bir ayda büyüklerinin nasihatları ile geçer.
III. Ay : Vazgeçmemişlerse kadı onlara; son bir ay , yine gelirseniz kesin boşanma kararı verilir der.İslami yaşam ve batı tarzı yaşam, hangi yaşam tarzı insanı mutlu kılar, hangisinde boşanma aza indirgenir. Cevabı batılı bir araştırmacıdan, Gibbon’dan alalım :
300 senelik Osmanlı dönemi İstanbul arşivini inceleyen Gibbons, 300 senede İstanbul’da toplam 10 boşanma davasının olduğunu araştırmaları sonucu bulmuştur.Ya günümüzde 3 saatte sadece İstanbul ‘un bir mahkemesinde kaç boşanma davası görülmektedir ?
Hangi toplum huzur içinde yaşamaktadır ? …
Not: Seçme ve seçilme hakkı kadınlara Hz. Resul döneminde verilmişti.Hz. resul “Akabe biatlarında “ kadınlardanda biat (kabul oyu ) almıştı fakat ilerki yıllarda iktidarı elinde bulunduran bazı çevreler erkeklerden olduğu gibi kadınlardan da seçme ve seçilme hakkını almışlardır… Dolayısı ile çağımız, müslümanların (…..) hatasını yine islama mal ederek, islmda kadının seçme ve seçilme hakkının olmadığı, gibi yanlış bir sonuca varmışlardır.
KADININ ŞAHİTLİĞİ
Şahitlik konusunda iki kadına bir erkeği mi kabul eder İslam…?! Asla!:
İslâm hukûkunda erkeklerin vâkıf olamayacağı ve tamamen kadınların ilgi sahası olan doğum, bekâret, emzirme ve aybaşı gibi kadınlara mahsûs hallerde, erkeğin değil, sadece kadının hattâ tek kadının şâhidliği yeterlidir. Bu gibi konulara, kadınların çokça şâhid olmaları ve erkeklerden fazla gözlem ve tecrübelere sahip bulunmaları sebebiyle, tek kadının şâhidliği bile geçerli sayılmıştır. Hattâ Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in emzirme konusunda tek kadının şâhidliğini kabul ettiği bilinmektedir. . Nitekim: “Erkeklerin muttalî olmadıkları şeylerde kadınların şâhidliği makbûldür.” buyurması bunun en güzel delîlidir. Doğum için de tek bir kadının şâhidliği kabûl edilmektedir. Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz: “Doğum konusunda bir kadının şâhidliği yeterlidir..” buyurmaktadırlar. Hz. Ömer (r.a.), boşanma konusunda yalnız başına kadınların şâhidliğini kabul etmiştir. Hz. Ali (r.a.) da, bir çocuğun öldürülmesine şâhid olan kadınların şâhidliğini muteber saymıştır
Aslında iki kadının şâhidliğinin bir erkeğin şâhidliğine denk olduğu iddiâsı, gerçeklerle hiçbir ilgisi olmayan asılsız bir iddiâdır. Konu ile ilgili olarak Bakara sûresinin 282. âyet-i kerîmesinde şöyle buyrulur:
“Ey îmân edenler! Belirli bir vâdeye kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Bunu, aranızda bir kâtib doğru olarak yazsın. Erkeklerinizden iki de şâhid tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, şâhidlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve -biri unutunca diğerinin hatırlatması için- iki kadın yeter.”
Yukarıda görüldüğü gibi bir bütün olarak ele alındığında, âyetin genel olarak şâhidliği düzenleyen umûmî bir hüküm koymadığı, âyet-i kerîmedeki hükmün sadece vâdeli borçlanmalarla ilgili olduğu açıkça görülür.
İki kadın şâhid önerilmesinin sebebi, birisi yanılırsa diğerinin ona hatırlatması içindir. Ancak âyette “iki kadın şâhidden biri mutlaka yanılır veya unutur” denmemektedir. “Yanılırsa veya unutursa” denmektedir.O halde iki kadın şâhidden birisi, şâhidlik ettiği borçlanma akdiyle ilgili olarak yanılmaz veya unutmazsa, şâhidliğini tam olarak yaptığı için, erkek şâhid ile kadın şâhidin şâhidlikleri yeterli, aynı zamanda eşit değerde olacaktır. Bu ise kadının şâhidliğinin, erkeğin şâhidliğine denk olabileceğini gösterir.
Neden mi? …Çünkü o dönemde kadınlar ticaretle direk ilgilenmiyordu…Hatta Hz. Hatice bile kendi işlerini erkeklere, ticaretini erkeklere yaptırıyordu…!O dönemde kendi ilgi alanlarının dışındaki ” vadeli borçlar ” konusundaki bu istisnai hükümü genelleştirmek sadece önyargı ifadesidir…Ayrıca yukarıda da ifade edildiği gibi kendi ilgi alanlarında olan işler için – mesela doğum,emzirme… - her kişinin tek şahitliği kabul edilmektedir…
Günümüzde ekonomi özel ilgi alanına giren – ekonomi alanında eğitim gören kadınlar mesela – kadınlar için bu ayet tabii kendilerini sınırlandırmaz…Çünkü “unutma ve ilgi alanı olup olmama ” temel sebep…Bu sebep ortadan kalkınca hükümde kalkar…veya bu şartlara uyan – ilgilenmeyen, unutan,ilgi duymayan dolayısı ile aklında tutma ihtimali daha az olan – kimsenin şahitliğinde ilgilenen gruba göre iki kişi şartı aranır.Vadeli borçlarda şahitlikte esas olan bunlardır - ilgi, alaka,işin içinde olup olamam ve dolayısı ile ilgi ile paralel unutup unutmama- yoksa cinsiyet :kadın erkek olup olmama değil …!
BATILILAR GÖZÜ İLE İSLAM’DA KADIN
MARSILE POIZER[Çağdaş Fransız düşünür, İslam’ın İnsanîliği)
Avrupalı Hıristiyanlara kadına saygı göstermeyi öğreten, İspanya yoluyla Müslümanlardır.Kur’an’a göre,kadın,erkekle aynı cevherde yaratılmıştır. (Kitap-ı Mukaddes’in Tekvin Bölümü’nün ileri sürdüğü gibi)kadının,erkeği asli günaha sevk ettiğini söyleyemez.Kur’an’ın ve Hz.Muhammet’in öğretileri,kadın haklarını bıkmaz usanmaz savunucuları olduklarını ispat etmişlerdir.
EMILE DERMENGHEM (Fransız oryantalist , Muhammed’in Hayatı)
Şunda hiç kuşku yoktur ki , islam,Arap dünyasında kadının değerini yükseltmiş ve durumunu iyileştirmiştir.Hz.Peygamber ”En hayırlınız da, hanımlara karşı en hayırlı davranandır.”Genç kızlar zorla evlendirilmekten,kadın malını tehditle yemekten,boşanma durumunda hakkının yitirilmesinden menetmiştir.Hz.Muhammed,dost hayatı yaşamaktan,cariyeleri fuhşa zorlamaktan menetmiştir. Hangisi daha iyi:Yasal yolla çok kadınla evlilik mi,yoksa metreslik yoluyla çok kadınla birliktelik mi?çok kadınla evlilik her ikiside tehlikeli olan,fuhşu ortadan kaldırırken kadınların da beraber kalmalarının çözümüdür.Kişi şak’ı gezmeli ki, orada aile edebinin ne derece güçlü ve sağlam olduğunu görebilsin.
CTE HENRI DE CASTRE (Fransız Binbaşı,İslam ve Hatıralar)
Müslümanlardaki çok kadınla evliliğe nispet ettikleri kötülüklerin hepsi gerçek dışıdır.Şark’ta o rezaletleri doğuran sebep,çok kadınla evlilik değildir.Rezaletler tüm şark’takinden çok daha fazlasına Paris,Londra,Berlin’de rastlanır.Kadınlar peygamberlerine birçok yönden şükran borçludurlar.Kur’an’da kadın hakları ve erkeklerin onlara karşı görevleri konusunda konusunda ayetler yer alır.Bir müslümana göre haya ile, bir hıritiyana göre haya arasındaki fark,gökle yer arası kadardır.
ET. DİENT ( Fransız , İslam’ın Nuri İle )
İslam tabiat yasalarına uygun hareket eder.Kilise ise hayatın bir çok alanında tabiata karşı demogoji yapar ve onunla çatışır.Hıristiyanlığın kandırmacılığın her türlüsüne rastlar hale geldik.Hıristiyanlığın görünüşte sarıldığı tek kadınla evlilik teorisi altın da üçbüyük musibet ve kötülük kendisini gösterir:Fuhuş,evde kalan kızlar ve evlilik dışı çocuklar.Benzer toplumsal hastalıklar islam kanunlarının tam olarak uygulandığı ülkelerde nerdeyse hiç bilinmemektedir.AncakBatı Medeniyetleriyle temasa geçtikten sonra oralarda sızıp yayılmıştır.Schmitz du mulin tarafından kaleme alınan L’İslam isimli eserde1827 yılında bütün bir Osmanlı Başkentinde (İstanbul’da) bir tek genelev bulunmadığı ve şark’ta Frengi denilen zührevi hastalığı bilinmediği kaydedilir.Şark kadının çağdaş hayata karışıp geçim için koşturan bu konuda erkeklerle yarışan ve pek çok mutsuzluk ve bedbahtlıklara maruz kalan Batılı kız kardeşleriyle aynı strese hedef olanlarından endişe ediyoruz. kadının muhtaç olduğu esaslar, İslam’ın öğretileriyle tam bir uyum göstermektedir.
W. DURANT (çağdaş Amerikalı yazar, Medeniyetler Tarihi)
İslam, Arap dünyasında kadının değerini yükseltti.Müslüman kadının konumu avrupa memleketlerindeki kadınınkinden önemli bir konuda farklılık göstermekteydi. Ebediyat ve bilimde çok sayıda müslüman kadın yetiştirmişti.
J. S. RESTLER (Fransız , H. Arabiyye )
Kadın, çıkarını ilgilendiren konularda erkeklerle eşit bir çizgiye yerleştirilmiştir. İslam-i aile çocuğa onun sağlığına ve eğitimine büyük bir özen gösterir.Kız çocuklarının eğitimi yıllarca da şiir ve çeşitli ilimler öğrenirler.
DR A. N. SOUSA ( Yahudilikten İslam’a geçen araştırmacı, İslam’a giden yolculuğum)
İlk olarak kadının değerini yücelten ve hayatta erkeğinki gibi ona da hakkını veren İslam olmuştur.Aslen yahudi olup Kur’an-ı Kerim’den etkilenerek müslümanlığı kabul etmiştir.Hıristiyanlar gafletlerimden uyanıp konu üzerinde iyice düşlünseler, açıkça göreceklerdir ki, İslam bu alanda onlardan tam 13 ‘asır erken davranmıştır.Bugün boşanmanın müslümanlar arasında az rastlanır olması buna karşın geçmişte son derece kötü karşılayan batılılar nezdinde çok olması garip bir durumdur.Mesela ABD’de yılda 200.000′den fazla boşanma vakası meydana gelmektedir.Hz.peygamber Asya’da kadının değersiz bir mal konumunda saygıdeğer bir kişilik seviyesine yükseltti.
L. SEDILLOT ( Fransız oryantalist , Genel Arap Tarihi )
Kur’an, ki müslümanların anayasasıdır, kadının aşağılanmış , onun değerini yüceltmiştir. Beni en çok sevindiren Hz. Muhammed’in çocuklara gösterdiği özen ve ilgidir.Küçük çocuklarla oynayıp şakalaşmaktan büyük zevk duyardı.Hz. Muhammet, babacan bir yumuşaklık ağır başlı ve yüce bir kanun koyucu lisanıyla yapar.
L . VECCIA VAGLIERI (İtalyan bayan araştımacı , Difa Anil İslam)
Evlilik konusunda İslam geleneği hayattan başka bir şey talep etmez.Şu ana kadar, çok kadınla evliliği kesin olarak içtimai bir kötülük ve ilerleme yolunu tıkayan bir engel olduğuna ilişkin her hangi bir delil ortaya konulmuş değildir. İslam’da kadın mahkemeye başvurarak evliliğin feshini isteye bilir.Kötülüğe meydan vermemek ve sonuçlarını savmak amacıyla müslüman kadının örtünmesi zorunludur, örtünme geleneği, İslam toplumu için paha biçilmez faydalara kaynak oluşturmuştur.
L. WEİSS (Macar asıllı düşünür gazeteci,yahudi iken Müslümanlığı kabul etti, Mekke’ye Giden Yol)
Hz.peygamber, kadın ve erkekleri Allah karşısında eşit tutan, daha önce duyulmadık kurallar getirdi ilan etmiştir ki,kadında bütün haklara sahip bağımsız bir kişiliktir.
ROGER GARAUDY (Ünlü Fransız Komünist Partisi’nin eski yöneticilerinden.Yetmişli yılların sonunda müslüman oldu.)
Kur’an’da kadın erkeğin ikizi ve ortağıdır.Kur’an, günahın sorumluluğunu kadına yüklemez . Kuranın prensipleri geçmiş tüm toplum prensiplerinden ileridir.Batıda kadına mal ve mülkte tasarruf sahibi olma hakkı ancak 19. YY’da verilmiştir.Boşanma hakkı dahil batı’da, 1300 sene sonra bu hakkı elde edebilmiştir.
SIR HAMİLTON A. R. GIBB (Çağdaş İngiliz doğu bilimcilinin üstadı sayılır, İ. hadise )
Kur’an’ın ve Hz. peygamber’in orijinal öğretileri tüm duruluğu yüceliği ve hem kadın hem de erkeğe karşı eşit davranan adaletiyle yeniden kendini gösterir. Kadına yönelik olarak İslam’ın tutumu:kişiliğini ve sosyal konumunu anlamadaki metodu ve islami yaşamanın kadını korumadaki yönetimi diğer dinlerdekinden çok çok daha üstündür.
LADY E. COBOLD (İngiliz Prenses islam’ı kabul etti.)
Gerçekten diyorum ki, bizde ve batılıların anladığı şekliyle aşk hala cinsel eğilime yakın bir şey olarak algılanmaktadır.Terbiye edilmiş aşkın yükselebildiği yüce noktalara gelince :işte yüksek insani anlamıyla aşk olur. Müslüman kadınlar bilim ve kültür alanında erkeklerden geride değillerdi.Kadın erkeğin hak ve sorumluluklar açısından onunla eşit duruma geldi.Reis oluşu da, onu gücü ve kuvvetiyle koruması kanı pahasına savunması elinin kazancıyla ona harcamada bulunması içindi.Bu derece gözetme ve korumadan ibaret olup bunu aşıp kadını ezme veya hakkını çiğneme noktasına vardırılamaz.Müslüman kadın İstambul’da bizzat gördüğüm gibi Avrupa’daki kız kardeşlerinden daha özgürdürler.
KWELWM ( İngiliz düşünür Müslüman, İslami Düşünce )
Çok kadınla evlilik istisnai bir durumdur.İslam’a göre Yüce Allah nezdinde cinsler arasında hiç bir ayrın yoktur.
LİGHTNER ( İngiliz araştırmacı, İslam Dini)
Müslümanlarda evlilik Hristiyan yazarların bu konudaki iftiraların kirletilemeyeceği kadar yücedir. Müslümanlarda ailelerine, gariplere, yaşlılara karşı şefkat ve iyilik şanlı bir sıfat olup hristiyanların örnek almaları gerekir.Hz. MUhammed ‘in şeriatını inceleyen kimser görecektir ki,o tek kadınla teşvik etmiş o kadınla konumunu yüceltmiş ve bu konuda çok büyük bir ilerleme sağlamıştır. İslamda ne genenevlerde ne de fuhuşun yayılmasına göz yuman bir konu bulunur.Müslüman kadınınkinden öyle bir yasal konumu var ki, İngiliz kadınınkiden çok daha iyidir.
DR G LEBON ( Fransız, Arap Medeniyeti, Yönetim Ruhu)
İslam kanunları müslüman erkeklerin iyi davranmadıkları iddia edilen hanımlara miras konusunda öyle haklar tanımış ki, benzerini bizim kanunlarımızda bulamazsınız.İslam haksız yere kendisine yöneltilen iddialara karşın kadının sosyal konumunu ve değerini son derece yüceltmiştir.Avrupalılar yiğitlik prensiplerini ve bunun gerektirdiği kadına saygıyı Müslüman araplardan aldılar . şu halde, hıristiyanlık değil. islamdır ki kadın içinde bulunduğu en derin çukurdan çıkarıp yüceltmiştir. Günümüzde müslüman kadınların durumu avrupadaki hem cinslerininkinden daha iyidir.Hak ve değerlerininkinden meydana gelmiş olan noksanlık, hiçbir şekilde kuran yüzünden değil,ona ters hareket edildiğindendir.şarkılardaki yasal çok kadınla evlilik, avrupalılar arasındaki riyakarane çok evlilikten ve bunun sebep olduğu bunca evlilik çocuklardan daha iyidir.
DR NAZMI LUKA ( Mısırlı hristiyan, Elçi ve elçilik)
İslamda kadın insandır.bu açıdan erkeğin ikizi olup erkeğin muhatap olduğu emanet yükünün aynısı onunda omuzundadır. bu din iman ve ruhu arındırma emanetidir.mısırlı bir hıristiyan.on yaşına varmadan kur-an-ı ezberlemiş.kuran surelerinde allah huzurunda erkek ile kadın arasında tam eşitliğe işaret edilir. islam gerçekte değer bakımından cinsler arasında ayrım yapacak gerici bir din değildir.bilakis değer bakımından kadın, erkekle tamamen eşittir.ondan ancak varsa erdemiyle üstün ola bilir.
S. J. MARRSH ( ABD’li , Müslüman oldu)
Müslüman kadına bazı kısıtlamaların getirildiği var sayılsa bile bunlar sadece ve sadece müslüman kadının bizzat kendi çıkarlarını güvence altına almak içindir. Batının endişe ve rahatsızlığını çektiği ailevi problemler barı ve güvence içinde mutlu yaşayan müslüman ailede asla söz konusu değildir. Müslümanlarda eşler arasındaki içtenlikle bağlılık sayesinde, huzur dolu bir güven mevcuttur. başka toplumlarda ise bu güven büyük ölçüde zedelenmiştir.
MUNA A. MACLOSKY (Alman asıllı bayan,müslüman oldu, Rical ve Nisa Eslemü )
İslam kadını ve erkeği bir bütünün iki eşit parçası ve birinin diğerinin tamamlayıcısı kabul eder.İslam, kadının öğretimini ilim ve kültürle donatılmasını teşvik eder çünkü kadın çocuğun öğretmeni durumundadır. İslam’da kadının düşünce ve ifade hürriyeti de, vardır. Müslüman kadın hayatta her açıdan onurlu ve saygılıdır.Fakat ne yazık ki, günümüzde Batı medeniyetinin sahte pırıltısıyla kandırılmaktadır.Bununla beraber bir gün mutlaka gerçekleri görecek ve yanıldığının farkına varacaktır.
R. MARY HOWE ( İngiliz, Müslüman oldu)
Örtünme kadının onurunu korur ve onu şehvet bakışlarından muhafaza eder. İslam kadını onurlandırmış ve gerek insan gerekse kadın olarak haklarını tam olarak vermiştir.Haklarını elde ettiği şekildeki genel kadının aksine batılı kadın bir Müslüman olarak insanlığından ve haklarından istifade edememektedir.Mesela batıda kadın çalışıp eve bakmak zorunda kalmıştır.Müslüman kadın ise bu konuda serbesttir.Evin geçimi ile erkek yükümlüdür.Allah erkeğe kadınlar üzerinde bir yöneticilik hakkı vermişse bunun amacı, erkeğin çalışıp hem kendisinin hem ailesinin geçimini sağlamaktır.
DR. SIGRID HUNKE (Çağdaş Alman bayan Doğoğu bilimcisi, Erkek ve Kadın ,Batı’nın Üzerine Doğan Allah’ın Güneşi )
Parlak ebediyatçılar ve şairler çıkardı.İnsanlarda bunda ne bir anormallik ne de,dini geleneklerine bir karşı çıkış gördü.Hz.Muhammed, hiç bir zaman kadının toplumdan dışlanmasını emretmemiştir.
MONTGOMERY WATT (Ünlü oryantalist, Dekan, Muhammed Fi’l-Medine)
Çok kadınla evlilik geçici birlikteliklerin zararlarını azaltır.
MİCHEL LELONG ( Fransız rahip)
Ben burada serbest olduklarını söyleyen ama üzerlerinde yeni köleliklerin ağırlığını taşıyan kadınlarla sık sık karşılaştım bu kölelik zincirleri belli daha ince daha kapalıdır ama daha az tehlikeli değildir.Batılı kadınlar başkasına benzeme ihtirasının modanın , reklamın işi ya da ,en azından sıgarasının tutkunu ve kölesi idiler.Gerçek bir müslüman kadın için hatta gerçek bir hıristiyan kadın için hürriyet her zaman ferdi özerkliğe kolaylıklara kuvvete sahip olmak değildir gerçek hürriyet sorumluluğunu bilip ona göre hareket edebilmektedir.
MURAD WILFRIED HOFMANN ( ABD’li Diplomat, Müslüman oldu,Bin Yılda Yükselen Din: İslam )
İslam kadın karşıtı bir din sayılmaya başlanmıştır.Sudanlı entelektüel Hasan Türrabi.İslamda kadın imajının olumlu oluşu temelde Kur’an’ın Havva’ya azdırma suçu yüklememiş olmasının olumlu etkisine dayanır.Kur’an ayrıca hamileliğin Havva’ya azdırma cezası olarak verildiğinden de bahsetmez. Günahı ”her ikisinin de cennetten çıkmasına yo açan müşterek bir fiil”olarak nitelendirildiği gibi eğpe kemiklerin den yaratılmış olduğunu da söylemez.Kur’an kadın şahsiyetlere hemen hemen istisnasız olarak hep olumlu özellikler atfetmiştir.Seba kıraliçesi Musa’nın annesi Firavunun eşi Meyrem ve annesi gibi…Almanyadaki boşanmalar 1667′de son altı yıl içinde gerçekleşen bütün evliliklerin 1/3′ini ulaşmıştı.Erkek kardeşim şahidi Kur’an cezai sadece borç kontratıyla ilgili bir konuda iki kadın istemiştir.kuran çağın kadının mali işlerle ilgili kuralları bilmemesinden bu konulardan uzman olmamasından hareketle böyle bir hüküm getirmiştir. Aişe’nin tek başına rivayet ettiği haberleri tereddütsüz kabul etmiş olmalarıdır. Hatta Aişe erkek sahabilerin rivayet ettiği bir takım hadiseleri reddetmiş bir çok rivayeti de, düzeltmiştir.Bu sebeple gerek jeffrefy lang gerekse fethi Osman’ın şu görüşüne gönül huzuruyla ve içimiz rahat olarak katılabiliriz.Kadının şahitliği genel olarak erkeğin şahitliğine denk tir: ancak mali işlerle ilgili muamelelerde özellikle kadınların ve hususa ilişkin mesleki bir bilgi ve tecrübeye sahip olmamaları durumunda iki kadın şahit gerekecektir.Böyle bir yaklaşımla hareket edilirse askerlik hamilelik ve doğum gibi cins farklılığına dayanan hususlarda kadınla erkeğe farklı muamele edilmesine cevaz veren Batı hukuku ile İslam şeriatı arasında öze ilişkin bir fark görülmez. ( Onların Gözü İle İslam’da Kadın: Doç. Dr. Abdülaziz Hatip) NOT: BİZ DİNCİLER (!) HANIM KARDEŞLERİMİZE CİNSEL GÖZLE BAKMIYORUZ, AMA KADINLARA (VE HER ŞEYE) CİNSEL GÖZLE BAKAN S. FREUD GİBİ ADAMLARIN İZİNDEN GİDENLERE KARŞI HANIM KARDEŞLERİMİZİ UYARIYORUZ SADECE, VE DİYORUZ Kİ : ” DİKKAT KADINLARA BAKIŞLARI DAHİL HER ŞEYİ CİNSELLİK İLE AÇIKLAMAK İSTEYEN, GÖZLERİ-AKILLARI ; LİBİDOLARI OLAN SAPIK DOLU ETRAF! ” BİZDEN UYARMA VE HATIRLATMASI! GERİSİ VE SAVUNMASI İÇ ALEMLERİNİ AÇIKLAMADA FREUD’U KENDİNE REHBER EDİNENLERDE…!
BİZİM TAİFEDE AZGIN TEKE BİNDE BİR BİLE ÇIKMAZ AMA FREUD’ÇU TAKIMIN BAKIŞ AÇISI ZATEN SADECE TEKELİK ÜZERİNE…!MEVZU HADİSLER VE KADIN
Hadis, peygamber efendimizin sözlerine denir. Mevzu hadis, kendi şahsi, siyasi,… emellerine ulaşmak için peygamberimizin ağzından uydurulan, Hz. Resül’ün söylemediği halde kendisine mal edilen sözlerdir. Uydurma- mevzu hadisler genellikle kadınlar, siyasi görüşler, ırkçılığa dayanan konular… çerçevesinde dönmektedir.
Kadınla ilgili bazı uydurma-mevzu hadisler:
” Kadınlara okuma- yazma öğretmeyin: ” İbn-i Cevzi, İbn-i Hıbban, İbn-i Adıyy hadisi kabul etmez, uydurmadır derler. (Kitabul Mevzuat 2/268)
” Kadınlarla istişare edin, onlara tanışın ve onların söylediklerinin zıttını yapın”: Sehavi ve İbn-i Arrak hadisi merfu görmezler. Ebu Hatim, İbn-i Adıyy , İbn-i Cevzi, İbn-i Hıbban hadisin uydurma olduğu görüşündedirler. ( El- Makasıdul Hasene: 248 , Tezkiretul mevzuat :128, Tenzihuş Şeria : 2-204, Silsiletul Ehadis: 432 ) .Ayrıca, Hz. Resul Ümmü Seleme ile istişarede de bulunmuştur (Makasıdul Ha-sene: 585, Silsile: 436, Keşful Hafa :2-3)
” Kadınlara iteat pişmanlıktır.” : Sehavi, Ukayli hadisi uydurma kabul ederler. ( Tezkiratul Mevzuat : 128, Kitabul Mevzuat : 2, 272)
” Kadınlar olmasaydı Allah’a hakkıyla ibadet edilirdi”. Suyuti, Buhari, İbn-i Adıyy, Ebu Hatim, İbn-i Cevzi, Muhammed Nasuriddin, İbn-i Hıbban hadisi mevzu kabul ederler. ( Silsiletul Ehadisuzzaif : 74, Tenzihuşşeria : 1/62, El-leali : 2/59)
” Kadınlar olmasaydı, erkekler cennete girerdi.” : İbn-i Arrak, Es- sakafi hadisi kabul etmezler. ( Camiussağir: 2/113)
“Güzele bakmak sevaptır veya ibadettir, gözü kuvvetlendirir..” : Ebu Nuaym, Durekutni, İbn-i Cevzi, Sehavi, İbn-i Hacer, Iraki, Zehebi, İbn-i Kayyim, Muhammed İbn-i Arrak, Nasıruddin… hadisi uydurma kabul ederler. ( El- Maka- sıd: 129, Silsiletul Ehadissuzaif : 164, Kitabul Mevzuat: 1/63, Mevzuati Aliyyul Kari: 124, Keşful Hafa: 2/317, Tenzihuşşeria: 201…)
“Uğursuzluk kadın, at ve evdedir.” : Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed ‘in eşleri, Hz. Aişe bu sözü duyunca: Kur’an-ı indirene yemin ederim ki, bunu rivayet eden, Ebul Kasım’a (Hz. Muhammed’e) iftira etmiştir. Resulullah sadece, “Cahiliye insanları, uğursuzluk, kadın, ev ve hayvandır” dediklerini söylerler.
Hz. Resul bu sözü cahiliye dönemi (İslam öncesi dönem) insanlarının bir sözü olarak nakleder . İslam, cahiliye görüş ve adaletlerini tümden reddettiği gibi, uğursuzluk kavramını da kabul etmemekte, reddetmektedir.
” Kadınların akılları ferclerindedir :” : Sehavi, Aliyyul Kari, Acluni sözün uydurma olduğunu kabul ederler. ( El-Makasıd:292, El esrarul Merfua : 246, Keşful Hafa: 2/62)
” Döl getiren siyah bir kadın, döl getirmeyen beyaz bir kadınla hayırlıdır”. Iraki, hadis uydurmadır der. ( Mevzuatı Aliyyul Kari : 73). İslâm’da hayırlı olmanın ölçüsü takva (Sevgi ile karışık korku)’dur. Ayrıca Kur’an çocuk sahibi olmanın veya olmamanın Allah’tan gelen bir imtihan vesilesi olduğunu da bildirir . (Şura Suresi : 49-50)
Karı ve kocayı birbirinin dostu ilan eden (Tevbe Suresi : 71), eşlerin ikisinin de birbirine ısınıp aralarında muhabbet ve merhamet oluşturan (Rum Suresi : 21). Allah’ü Teala’nın yüce Resül’ü “Sizler (Kız-erkek) çocuklarınızı seviniz, kız çocukları kendi kendilerini sevdirirler” buyururlar, Hz. Ömer:” Cahiliye döneminde kadınları, hiç bir şey saymazdık. Taki İslam geldi, Allah’u Teala onlardan bahsedince, o zaman kadınların üzerimizde bir takım hakları olduğunu gördük” derken, iyi amel işleyen kadın veya erkeğin cennete gideceğini bildiren (Nisa Suresi:124) dinimizin ve onun yüce ilahının kulları arasında ayırım yapacağını kabul etmek imkansızdır. O, rahman ve rahimdir.KADININ EŞİNİ SEÇME HAKKI VE İSLAM
Medine’nin yerlilerinden olan Hidam’ın kızı Hansa, bir gün Aişe validemize gelir ve sorusunu şöyle sorar: Valide, der. Babam beni itibarlı bulduğu akrabasıyla evlendiriyor. Bana sorma gereği duymuyor. Ben de bundan rahatsızlık duyuyorum. Ben bir kız olarak hayat arkadaşımı seçme hakkına sahip değil miyim? İslam bana bu hakkı tanımıyor mu? Babamın seçtiğini seçmeye mecbur muyum? Aişe validemizin cevabı: Şu anda Resulullah evde yok. Birazdan gelir. Sorunu O’na soralım, cevabını da O’ndan birlikte dinleyelim. Sen şuracıkta biraz bekle… Az sonra Efendimiz (sas) teşrif eder. Aişe validemiz de Hansa’nın sorduğu soruyu aynen sorar: Kızın seçme hakkı yok mu, der. Hansa bana böyle bir soru sordu. Babası Hidam onu itibarlı bulduğu bir akrabasıyla evlendiriyor, kızcağıza sorma gereği de duymuyormuş? Bu soruya Efendimiz özel bir ilgi gösterir ve ilk emrini verir: Hemen kızın babası Hidam’ı bulup getirin! Ensar’dan Hidam aranıp bulunur.Resulullah seni istiyor, derler. Telaşla huzura giren Hidam’a Efendimiz’in ilk sorusu: Hidam! Sen kızına sorma gereği duymuyor da kendi beğendiğini mi beğenmeye zorluyorsun? Baba Hidam’ın cevabı hazır: Ya Resulullah, der. Benim beğendiğim iyi bir ailenin akıllı bir çocuğudur. Kızıma layık olan da odur! Hidam, seçtiğin bu gençle hayatı yaşayacak olan sen misin, yoksa kızın mı? Kızımdır ya Resulullah! Öyle ise hayatı kim yaşayacaksa son söz de onun hakkı değil mi? Kızın yaşayacağı genci beğenme hakkına sahip olmazsa, beğenmediği gençle nasıl mutlu yaşayacak? Efendimiz sözünü söyler ve şöyle bağlar: Hemen kızına sormadan yaptığın bu anlaşmayı durdur! İşte bu sırada ötelerden beklenmedik bir ses gelir: Ya Resulullah, babamın seçtiğine artık ben de evet, diyorum. Anlaşmayı durdurmasın! Bundan sonra da şu fevkalâde güzel açıklamayı yapar Hansa kız. Der ki: Babamın kendi seçtiğini seçmeye beni mecbur bırakması, şehirde, ‘Kızların seçme hakkı yoktur.’ gibi bir düşüncenin yayılmasına sebep oldu. Bu yüzden sorma gereği duydum. Şimdi anlaşıldı ki, kızların seçme hakkı vardır. Ailesi kendi seçtiğini seçmeye kızlarını zorlayamaz. Artık ben babamın seçtiğine kendi isteğimle evet, diyorum. Sözünden dönme durumunda kalmasın babam! Elbette hiçbir baba kızına kötü aday seçmez…( Ahmet Şahin, 13 Mart 2007)
Halife Hazret-i Ömer’in (ra) “Biz İslam’dan önce kadınları insan yerine koymazdık.islam gelince onlara hem ayetlerde hem de hadislerde yer verdi, erkekler gibi hakları anlatıldı. Ondan sonra biz kadınların da erkekler gibi hakları olduğunu düşünür hale geldik!..” (Buhari, Müslim).Bir tespit de oğlu Abdullah’tan. “Biz kadınlar hakkında ileri geri konuşmaktan korkar olduk, vahiy gelir de bizi azarlar kadın hakları konusunda diye!İSLÂM ve AKRABA EVLİLİĞİ
Akraba evliliği sakat doğumlara sebep oluyorsa İslâm akraba evliliğine neden izin vermiştir?Sakat doğuma akraba evliliği değil, hastalık (kan uyuşmazlığı, ırsi hastalıklar…) neden olur. Yani her arkaba evliliği sakat doğuma neden olmaz, sakat doğuma neden olan hastalıklardır, hastalık akrabada olsun veya olmasın fark etmez.
Akraba olmazsa bile hastalık nedeni taşıyan her insan sakat doğuma neden olur. Ama akraba olduğu halde hastalık nedeni taşımayan insan sakat doğuma neden olmaz. O halde yasak olan hastalık nedenleridir (kan uyuşmazlığı…), akraba evliliği değil.İslam kadını sınırlar , hayattan soyutlar mı ? :
BAŞÖRTÜSÜ : kadın saçı bir süstür ve kadınlar arasında sınıf ve seviye ayırımı olmaması için emredilmiştir. Günümüzde kuaförlere daha çok kadınlar gider ve perma , boyama … gibi şeylere daha çok para harcar … Ya parası ve imkanı olmayan aile ve kadınlar ne yapsın .? İşte islam bu süsü sadece mahreme – helale göstermeyi emredip , toplum içinde örtünme ile ayırımı ortadan kaldırmayı amaçlar.
TOKALAŞMA :İnsanın kendi kalbi temiz olsa bile karşıdaki insanın içaleminden ve temizliğinden nasıl emin olunabilecek ki ? Ç . Çaplin ‘in ( Niçin her gördüğünüz kadının elini öpüyorsunuz diye sorana ) dediği gibi “ Bir yerden başlamak lazım “ diyen birisi ile karşılaşılamayacağını kim iddia edebilir ?
ÇALIŞMA : İslam kadının çalışmasına izin verir ( Önce Annelik görevini yapıp , gelecek nesli yetiştirdikten sonra ) amaO’nu korumak için belli şartlarla ; Eğit–sen‘in yaptığı bir araştırmaya göre :kadın eğitimciler arasında cinsel tacize uğrayanların oranı:% 37,7‘dir
KADIN ERKEK YALNIZ KALMASI ( haremlik selamlık ) :Namahrem kadın erkek niçin birarada yalnız kalamaz ? Kadın ve erkek belli yaştan sonra anne- babası ile niçin yalnız kalamaz ? Kaynatası ile gelin neden yalnız kalamaz…? En kısa cevabı :En sets ilişki olmasın , taciz , zina artmasın diye…Her gün okunan gazetelerdeki fuhuş , cinayet, zina olaylarına haremlik – selamlık uygulansa idi olur mu idi diye bir bakılsın lütfen …
ÖNEMLİ NOT: Biz ( Kadın – erkek tüm ) Müslümanlar ; “Tesettür veya kadın hakları …” konularında diğer sistemlere göre farklı görüşleri ileri sürüyorsak , bu bizlerin kadınlara düşmanca , önyargı ile ( … ) bir bakış açısına sahip olmamızdan ( ! ) dolayı değil , aksine biz Müslümanlar gibi islami eğitim almayan kişilerden kadınları ve onurlarını korumak amacıyla yapılan bir iyi niyet göstergesi , nemelazımcılıktan uzak bir sorumluluk örneğidir ve Yüce Yaratıcının biz Müslümanlara yüklediği bir görevdir!…Zaten medyada , internette ve hayatta “ taciz , saldırı , kadın sömürüsü “ yapanların savundukları sistem ve ideolojilere objektif bakınca kimin “ kadınları korumak , kiminde kullanma k amacına hizmet ettiği ortaya çıkmaktadır. Kadın satan , pazarlayan ,taciz eden , sömüren KAÇ DİNCİ (! ) GAZETE ; İNTERNET SİTESİ VEYA AŞIRI DİNCİ GÖSTERİLEBİLKİR Kİ ?
Biz Müslümanlar “ O mazlum , kurban bizim eşimiz ,akrabamız değil “ deyip kenara çekilmeyiz, çekilemeyiz.Bize göre dünyadaki tüm kadınlar : ya annemiz , ya eşimiz , ya da kız kardeşimizdir ( Hz. Adem’den kardeş veya İslami kardeşlik ) ; Anne ve Eşimiz bellidir, geri kalan tüm kadınlar biz Müslümanların “ bacısı “, kız kardeşidir ve biz onlara öyle bakarız. Bu ; sapıkların , metresçilerin , röntgencilerin , genelevci ve ahlak abidesi gözüken içten pazarlıkçıların hoşuna gitmese de böyledir , realite ortadadır.
HANGİ KADIN ÖRGÜTÜ ; GENELEVE , ARABA LASTİĞİ… REKLAMINDA KADININ KULLANILMASINA KARŞI ÇIKMIŞTIR ?.ONLAR GENELEVDEKİ KURBANI KURTARMAK YERİNE , “ SE X EMEKÇİLERİNİN “ EMEKLİLİK HAKLARINI SAVUNURLAR ( TABİİ KENDİ YAKINI AYNI YERDEN EMEKLİ OLSUN ASLA İSTEMEZ … ÇÜNKÜ O KADIN DA OLSA , BAŞKASININ KIZI, EŞİ ,ANNESİDİR…! ) KİMSE CELLATI KURTARICI GİBİ GÖSTERMEYE KALKMASIN . HER KONUDA TEK KURTULUŞ İSLAM’DADIR.” ETEK BOYU KARARININ KAYNAĞINDA İYİ YA DA KÖTÜ DEĞERLENDİRİLMİŞ BİR TÜR DAVRANIŞ ÖZGÜRLÜĞÜ…TOPLUMSAL DAYATMALARA KARŞI GELİŞ BULUNUR…” DİYEN TENNUR KOYUNCUOĞLU’NA -Radikal :12.06.06- CEVAP :
“GÜNÜMÜZDE ” ASIL TESETTÜR TERCİHİNİ SEÇEN KADIN, TOPLUMSAL DAYATMAYA KARŞI GELiş VE ÖZÜNDE ÖZGÜRLÜK VE KİMLİK bilinci bulunan bir davranışı seçmiş demektir.TopluMUN ” AÇ , NE OLUR…” BASKISI, DERİN SİSTEMİN “İŞ, AŞ ” SAHİBİ OLAMAZSIN, ” SENİ ÖCÜ GÖRÜYORUZ” CÜMLELERİNE KARŞI BİR VAR OLUŞ VE BİLİNÇLİ BİR TERCİHTE BULUNMA GÜDÜSÜDÜR TESETTÜR! YOKSA TOPLUM ZATEN ” AÇ AÇABİ,LDİĞİN KADAR ” MANTALİTESİNDEDİR! AÇANA DEĞİL, KAPATANA BASKI VARDIR GÜNÜMÜZDE…!KADINLARIN OY KULLANMASI
MÜMTEHİNE SURESİ 12. AYETTE KADINLARIN BİATLARININ – O YILLARIN OY KULLANMA ŞEKLİ – KABUL EDİLECEĞİ BELİRTİLMİŞ VE BU HAK KUR’AN İLE 1400 SENE ÖNCE KADINLARA BİR HAK OLARAK TANINMIŞTIR !HZ. RESUL’DE AKABE BİATLARINDA KADINLARDAN BİAT – OY – ALMIŞTIR.AMA DAHA SONRA PADİŞAHLIK ,EMİRLİK GİBİ MAKAMLAR İLE OY -BİAT SİSTEMİ KULLANILMADIĞI İÇİN , HEM ERKEK HEM KADIN OY HAKLARINDAN MAHRUM KALMIŞTIR!KADIN DÖVÜLÜR MÜ?
HZ. EYYÜB ( AS) KENDİSİNE ASİ OLAN HANIMINI DÖVMEYE KARAR AHDEDER.İYİLEŞİNCE ALLAH AYET İNDİRİR:” ELİNE BİR DEMET ÇİMEN SAPI AL VE ONUNLA VUR ! “( SAD :44).DEĞNEK YERİNE ÇİMEN.!
KUR’AN’DA KADINLARIN SERKEŞLİK ETME TEMAYÜLLERİ HALİNDE , AİLE HAYATINI BİTİRECEK BİR AHLAKİ ZAAFİYET DURUMU HASIL OLUNCA SIRA İLE ÜÇ AŞAMALI BİR AİLEYİ – DOLAYISI İLE TOPLUMU – KURTARMA OPERASYONUNDAN BAHSEDİLİR ( NİSA : 34 ) :
( SERKEŞLİK ;AHLAKİ ZAAFİYET OLDUKTAN SONRA ZATEN BOŞANMA VUKUU BULACAKTIR;DOLAYISI İLE AİLELERİN DAĞILMASININ , FERT ÇOCUK,TOPLUM ÜZERİNDEKİ YIKICI ETKİLERİ ORTAYA ÇIKABİLECEKTİR !)
İSLAM AİLE PARÇALANMADAN ,AİLEYİ KURTARMA UMUDU VARKEN ÖNLEM OLARAK ŞU TAVSİYELERDE BULUNUR:
*” NASİHAT ET ” : HANIMIN ADININ KÖTÜYE ÇIKMASINDAN,ÇOCUĞUN ANNE ŞEFKATİNDEN MAHRUM KALMASINA,AİLENİN DAĞILMASINA,…OLAYLARA GENEL BAKMASI İÇİN KADINA NASİHATTE BULUNUR ÖNCELİKLE EŞİ…!
* ” YATAKLARI AYIRMA ” : KADININ KÖTÜ EĞİLİMLERİNİ ENGELLEMEK İÇİN , PSİKOLOJİK OLARAK , AYRI KALMANIN ,YAPTIKLARINI DÜŞÜNMENİN , KÖTÜ EYLEMLERİN SONUCUNU KAVRAYABİLMESİ İÇİN BİR ORTAM HAZIRLANIR.KADIN YALNIZ KALINCA DÜŞÜNÜR,HATASINI ANLAMASI İSTENİR.
* ” AİLE DAĞILMASIN ,KADIN-ERKEK-ÇOCUK VE GELECEĞİN TOPLUMU İÇİN SON OLARAK YÜZE OLMAMAK ŞARTI İLE , BELKİ DE OT SAPI İLE ( KADIN DÖVÜLÜR DEMİYORUZ , BU DÖVME DEĞİLDİR VE İSLAM’DA DÖVME YOKTUR,… ) KADININ AHLAKİ ZAAFİYET GURURU , KÖTÜLÜĞE YÖNELMİŞ NEFSİ , ,İSTEKLERİ KIRILIR VE AİLE DAĞILMADAN SON KURTARMA OPERASYONU GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ OLUNUR!
HALA DURUM ÜMİTSİZ İSE BOŞANMA GERÇEKLEŞTİRİLİR!
Hz. Âişe annemizin söylediği gibi hayatında kadına bir fiske bile vurmamıştır. (Müslim, Fezâil 79)İki tokat atsaydı boşanmazdık
Demet: Maçoluk istiyorum İncir çekirdeğini doldurmayacak şeylerden kavga çıktı. Genelde çıban başı benim. Zor bir kadınım. Problemler benden çıkıyor. Oğuz’un benden tek bir isteği vardı; İstanbul’da sahneye çıkmamı istemiyordu. Huzurumuz bozulur diye düşünüyordu ki haklıydı da. Sonunda sözüne geldim ama Oğuz’un. Belki iki tokat atsaydı otururdum. Ama Oğuz böyle biri, hayatta yapmaz. Kavga ederken bile sesini yükseltmez. Boşanalım dediğin de bağırıp, çağırsaydı, ben dururdum. Biraz maçoluk istiyorum.( Hürriyet :15 Mart 2007 )NOTLAR: KADIN HAKLARI :
“Birisine bir kız çocuğu müjdelenirse, üzüntüsünden yüzü simsiyah kesilir…” (Kur’ân-i Kerîm 16 (en-Nahl)/58 ) Bu âyette Allah (c.c.) cahiliyet insanının kadina bakışını anlatır ve takbih eder. Halbuki, “Allah diledigine kız, dilediğine erkek, dilediğine ikisini birden verir, dilediğini de kısır yapar.”(Kur’ân-i Kerîm 42 (es-Sûrâ)/49)Kadın da tıpkı erkek gibi doğar, erkek gibi insan yavrusudur. Sefkatte ve hediyede aralarını ayırırlarsa, anne baba sorumlu olurlar. Peygamberimizin vasiyetini gözetmemiş olarak şefaatten mahrumiyeti hak ederler. Cahiliyet duygularının insanlarda zaman zaman depreşeceğini bildigi için, Efendimiz kız çocuklarının, egitimini özellikle vurgular ve “üç, iki, hattâ bir kız çocuğunu, haklarını koruyarak yetistiren babanin, Cennette kendisiyle beraber olacağını” (Ibn Mâce, edep3) duyurur. Çocugun kız doğmasında da erkekte oldugu gibi, “Şükür” olarak “akîka” kurbani kesilir. İsmi güzel verilir, zorunlu egitimi yaptırılırr. Gerekli cinsel bilgileri anneden alır. Kur’ân’da ve Sünnette ilme teşvik eden hiç bir nas, kadınları bundan ayırmaz. Tersine, ihmale ugrayacaklarını bildigi için, Peygamberimiz özellikle kadın eğitimini tavsiye etmiş. haklarının korunmasını emretmiştir. Onun devrinde “müctehid” olan kadınlar yetişmiştir. (Meselâ Resûlüllah’in (s.a.) zevceleri Âişe validemiz bunlardan biridir.)
Kadın hiçbir konuda erkekten ayrı tutulmadan büyütülmüş ve yetiştirilmiş, sira evlenmesine gelmiştir. Damat adayını görmesi bir hakkı ve ayni zamanda bir sünnettir. Beğenmezse reddeder, velîlerin ve damat adayının ısrarı hiçbir şeyi değiştirmez. Evlenirken ağırlığını koyar, damat adayından istediği kadar “mihir” alir. Mihir onun Allah’ça belirlenmiş en tabii hakki ve hayat garantisidir. Harcama sahasi, mesru çerçevede tamamen kendi iradesine bağlıdır. Mihrini, ya da varsa diğer mal varlığını, hayir yolunda harcayabileceği gibi ticarî işletmelerde kullanabilir, şirketler kurar, şirketlere hisse senetleriyle ortak olur, kazanır ve kazandığını da istediği yerde harcar. Çünkü kendi sosyal güvenliği, kocaya varmakla garanti altına alınmıştır. Ev için ve kendisi için gerekli bütün zarûri harcamalar erkegin sırtınadır. Erkek, elbiseni ya da süs malzemeni kendi kazancınla al, diyemez. Kendi varlığı ölçüsünde kadının nafakasını sağlamak zorundadır. Sağlayamayacaksa evlenemez. Evlendikten sonra sağlamazsa kadının boşanma talebi olumlu sonuçlanır.
Kocası onu tahkir edemez, onun hayat arkadaşı olduğunu unutmamak zorundadır, darılıp evinde yalnız bırakamaz. Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır. (Bk. Buhâri, nikâh 43; Müslim, fedâil 68) Evde hanımıyla şakalaşmak, eğlenmek ve onu eğlendirmek kocanın görevlerindendir.
Kadının hak-hukuk tanımayıp isyan etmesi dışında, sudan bahanelerle erkek karısını dövemez, (Karının dövülmesi konusunda Kur’ân-ı Kerîm 4 (en-Nisâ)/34 âyeti ve tefsirlerine bakılabilir. Örnek olarak bk. Ibn Kesîr N/257; Kurtubî NI/170,172,173; Elmali N/1351; Ebû Dâvûd, menâsik 56; Ibn Mâce, menâsik 84; Müslim hac 147; Tirmizi, Rada’11; Ebû Dâvûd, menâsik 56; Halebî Sagîr s. 395; Halebî Kebîrs. 621; Canan, Terbiyes. 391;) hastalık kıskançlığından kaynaklanan süphesinden ötürü karısını anî baskınlarla rahatsız edemez. Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadîslerinde ailesinden uzun zaman ayrı kalan birisinin, haber vermeden gece ansızın eve gelmesini yasaklamıstır. Bunda ayrıca koltuk altı, etek tıraşı ve süslenip taranmayla kocasına hazirlik yapabilme imkâni bulması da, sebep olarak zikredilmiştir. (Bu konuda bir hadîs-i serîfin meâli söyledir: “(Uzaklardan) geceleyin geldiginde hanımın yanına girme ki, bıçak kullanıp tıraş olsun, dağınıksa tarasın. (gelişine hazırlansın)” Buhârî, nikâli 121,122; Müslim, radâ’ 58, imâret 181,182; Dârimî, nikâh 32, cihâd 163; Müsned NI/298. Hadîs serhleri buna sebep olarak bir de, eve geceleyin aniden girmesinin, hanımının ihanetinden süphelendiği anlamına gelebileceği ihtimalini gösterirler.)
Kocanın karısını cinsel yönden tatmin görevi de vardır. Peygamberimiz, karısını düsünmeden, işini bitirerek hemen inen insanları horoza, yani hayvana benzetmiş ve sevişip oksama olmadan cinsel iliskiye geçilmemesini tavsiye etmistir. (Deylemî’den, Gazâlî, Ihyâ N/52 (Terc. N/129); Ayrıca bk. Suyutî, el Camiu’s-sagîr (Fethu’I-Kadîr ile) VI/323) Çünkü erkek bakmakla hemen tahrik olabilir, ama kadın cinsel iliskiye ancak uzun bir okşama döneminden sonra hazır hale gelir. Iyi bir erkek, karısını bu işe hazırlamayı başarabilen ve kendi doyduğu gibi onu da doyurabilen erkektir. Cinsel iliskide sadece kendisini düsünen erkekler, karşısındakine zulmettiklerini ve işkence ederek zevk aldıklarını unutmamalıdırlar.
Evlendikten sonra bir yıl içerisinde hiç cinsel iliski yapamayan erkekten kadının ayrılma hakkı vardır. Kadın “peşin mihrini” almadan kendisini erkeğe teslim etmeyebilir.Kadının nafakası gibi, tedavisi ve ilâç harcamaları da kocaya aittir. Kadın ekmek yapamayan birisi ise, erkek hazır ekmek almak zorundadır. Süslenmesini istiyorsa, süs malzemeleri ve koku masrafı erkeğe aittir. Yılda en az yazlık ve kışlık olmak üzere iki takim elbise erkeğe aittir. Anlaşmazlık söz konusu olursa elbisenin nitelikleri mahalli idarelerce tesbit edilir. Kadın, kocası sefere çıkarken, gelmediği günler için nafakasına, ondan kefil alabilir. Âdetli günlerinde kocasından ayrı yatmak isterse, ayrı bir yatak istemek hakkıdır.
Durumuna göre kadın kocasından hizmetçi isteyebilir. Hizmetçinin ücreti kocasina aittir. Örfe göre kadınların yapmaması ayıplanan ev işleri dışında kadın, hiçbir is yapmak zorunda değildir. İhtiyaç duyarsa kocasıyla aylık nafaka miktarında anlaşırlar. Yetmediğini anlarsa artırmasını ister, koca kabul etmezse mahkemeye başvurabilir. Kadın kocanın yakınlarını istemediği takdirde, kocası onu müstakil bir evde oturtmak zorundadır. Buna sebep olarak, kocasıyla oynaşmak ve yararlanmak arzusuna, onların bulunmasının engel olacağı gösterilmistir. Hattâ cinsel iliskiyi bilmeyecek kadar küçük olan çocugu dışındakiler için de aynı sebeble ayrı odalar istemek, kadının hakkıdır.Erkeğin haklarına bir zarar vermeyen meşru işlerde; kadının meşru çerçevede çalışmak hakkıdır.
Âdet ve lohusalıktan ötürü hamama gitmek istediği takdirde, hamam parasını erkek verir, ancak hamamda avret yerlerinin açılmamasına riayet edilmediği biliniyorsa, kadın hamama gönderilmez.”Ric’î” (dönülebilir) ya da “bâin” talakla boşanan karısının her türlü nafakasını, iddeti içerisinde erkek verir.Bu söylediklerimiz bütün fıkıh kitaplarında kadının erkek üzerindeki hakları sayılırken açıklanan konulardan sadece birkaç örnektir. Sonra bunlar birer tavsiye niteliğinde değil, yaptırımı olan kanûni haklardır. Karadeniz’de, Anadolu’da. şurada-buradâ kadınlar çalıştırılıyor ve ancak erkeğin yapabileceği zor işler altında eziliyorlarsa, bunun suçu İslam’ın değil, İslâmı onların hayatından uzaklaştıranların olsa gerektir.
Bir seçim söz konusu olduğunda kadının seçme hakkının bulunduğunu çoğu İslâm bilginleri söylemişlerdir. Çünkü onların böyle bir hakkının olmadığına dair hiçbir delil yoktur. Kaldı ki seçme, “bey”at”tan ibarettir. Halbuki, Peygamberimiz kadınlardan da bey’at almıştır. (bk. Kur’ân-ı Kerîm 60/12 âyeti ve tefsirleri.) Hz. Ömer’den sonra seçilecek halife için, evlenmemiş genç kızlar dahil, herkesten fikir alınmıştır.(bk. Muhammed Hamîdullah, Islâm Müesseselerine Giriş Ist.1981, s. 112 (Ibn Kesîr’den nakil) Nihayet kadın öldüğünde kefeni de kocasına aittir. (Özet olarak sunduğumuz bu maddelerin daha geniş bir açıklaması için bk. Ibn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, Mısır 1380 (1960) NI/571 vd. Ayrıca bütün fıkıh kitaplarının nafaka bölümleri ve özellikle Serahsî, Mebsût V/180 vd.)
Görüldüğü gibi kadın geçim konusunda hiçbir derdi ve endişesi olmayan, yani alabildiğine sosyal güvenliği bulunan bir insandır. Ve bütün bunlar bir anlaşmazlık söz konusu olduğunda mahkeme kararı ile belirlenecek olan kanunî haklardır. Yoksa İslâm’da karı-koca birbirinden devamlı hak koparmak için çekişip duran iki düşman kutup değildirler. Birbirlerini tamamlayan, birbirlerine yardım eden, destek olan, huzur ve moral kaynağı oluşturan, bir bütünün iki yarım parçasıdırlar. Tıpkı Peygamberimiz’in ev işlerine yardım etmesi, Hz. Ali ile eşi Fatıma arasında iş bölümü yapması gibi.
Cennet’ten kovulma
İslam, daha önceki din adamlarının kadına yapıştırdıkları lanetlik durumunu tamamen bertaraf etti. Adem peygamberin cennetten çıkarılmasına neden olan suçu yalnız kadına yüklemedi. Her ikisini de sorumlu gösterdi.İslam’da kadın kötülüklerin ve şeytani iğvaların kaynağı olarak görülmez. İslam’da Hz. adem’i kadının baştan çıkarttığına inanılmaz. İslam bu bâtıl düşünceleri tamamen yıkmıştır. İslam’da Hristiyanlıkta kabul edildiği gibi ne ilk günah ne de insanın yaradılışında günah işleme temayülü diye bilinen asli günah iddialarına yer yoktur. Cenab-ı Hak buyuruyor:
“Derken şeytan onların ayağını oradan kaydırdı. İçinde bulundukları cennetten çıkardı.” (Bakara Suresi : 36)
Kur’an tevbeleri hakkında da şöyle der:
“Her ikisi, Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz, dediler”(Araf suresi :24) Hatta Kur’an bazı ayetlerinde olayın sorumluluğunu Hz.Adem’e yükler :
“Ama şeytan Adem’e vesvese verip : “Ey Adem! sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” Adem Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı” (Taha Suresi : 120 -121)
KADIN YÜZÜNDEN CENNET’TEN KOVULMA2
BU TEVRATTAN MÜSLÜMANLARIN ARASINA SOKULMUŞ BİR İNANIŞTIR( GENESİS:3/1-14)KUR’AN ŞEYTANIN HEM HZ. ADEM HEM HZ. HAVVA ANNEMİZE VESVESE VERDİĞİNİ BELİRTİR! (A’RAF:20).HATTA TAHA SURESİ 120. AYETTE ŞEYTANIN SADECE HZ. ADEM’İ ETKİLEDİĞİ BİLDİRİLİR.Kadının Aklı ve Dini Yarım mı?
“Allah Resulü Ramazan veya Kurban Bayramında musallaya gitmek üzere yola çıktığında kadınlara rastladı ve şöyle dedi: ” Ey kadınlar topluluğu sadaka veriniz, zira cehennem ehlinin çoğunluğunu sizlerin oluşturduğunu gördüm. Kadınlar neden ya Resullullah diye sorduğunda Allah Resulü “Çünkü kadınlar çok lanet ettiler ve kocalarına karşı da nankör oldular, cevabını vermiş ve devamla sizin kadar eksik akıllı ve eksik dinli birinin akıllı ve dini sağlam bir kimsenin aklını çelebildiğini görmedim” demiştir.Kadınlar: “Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir ya Resullullah” diye sorduğunda Allah Resulu : “İki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine geçmesi kadının aklının noksanlığı, hayızlı olduğu zaman namaz kılmaması ve oruç tutmaması da dininin noksanlığıdır, cevabını vermiştir.”
Mutevelli , akla uygun olmaması, Kur’an-ın açık hükümlerine ve tarihi geçeklere ters düşmesi sebebiyle bu hadisin mevzu olduğunu söylemektedir.İbn-i Hazm, Saidi , Kasım emin…gibi alimler İslam’ın kadına her türlü tasarruf ve mülk edinme ehliyetini verdiğini ayrıca tarihi geçeklerin de kadına akli bir eksiklik atfedilmesine mani olduğunu söylemektedir.Hz.Aişe’nin ilmi sahada gösterdiği başarı ancak akli yeterliliğine sahip bir kişinin gösterebileceği bir başarıdır. Sahabeden en büyük fakihler bile, fıkhı meselelerde “Hz.Aişe’ye danışıyordu. Urve’nin Hz.aişe hakkında; Hz.Aişe’nin şiir bilgisine hayret etmiyorum, çünkü Ebu Bekir’in kızıdır. Fıkıh konusundaki ilmine de hayret etmiyorum, çünkü Hz.Peygamber’in zevcesi idi. Fakat tıp konusunda ki bilgisi beni hayrete düşürüyor.” dediği nakledilmektedir.İslam toplumunda kadınlar sadece Hz.Peygamber konusunda değil, bütün devirlerde önemli roller üstlenmiştir, hatta erkeklere hocalık yapacak seviyeye ulaşmışlardır.
Hz. Ömer halifeliği esnasında kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz. Ömer kızı Hafsa’ya kadınların kocalarından ne kadar sure ayrı kalmaya sabredeceklerini sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun olarak bu süreyi dört ay olarak belirtmiştir.Açıklanan bu örneklerin kadın için aklı ve dini açıdan herhangi bir eksikliğin söz konusu olmadığını açıkça göstermektedir. Kadının aklının eksik olduğu kabul edilirse, yükümlülük için aklının sihhatinin şart olduğunu, akli yönden eksik olan bir varlığın herhangi bir dini sorumluluğunun olmaması gerekirdi. Halbuki kadın ve erkek her müslümanın Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak konusunda aynı derece yükümlü oldukları Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirtilmiştir.Kadınlara Danışılmaz mı?
Bu konuda uydurma hadis şöyledir: “Kadınlara danışın, fakat söylediklerinin aksini yapın.” Aliyyu’l Kari ve el-Acluni bu hadisin uydurma olduğunu Kur’an ve sünnete ters düştüğünü söylemiştir. Yine İmam-ı Ebu İshak el-İsferayini kadınların rivayet ettikleri hükümler ve hadisler erkeklerin rivayet ettiklerine zıt düşerse kadınlarınkini erkeklerinkine tercih etmiştir. Cenab-ı Hak Peygamberine çevresindeki müslümanları kastederek der kı: “Yapacağın işler hakkında onlara danış.” (Al-i İmran Suresi:159) buyurarak peygamberine çevresine danışma emri veriyor. Allah Resulunun hanımlarına danışıp da tersini yaptığına dair elimizde bir tek örnek yoktur.Bu sözün uydurma olduğunun en güzel örneği Allah Resulunun Hudeybiye savaşının önemli bir anında hanımı Ümmü Seleme’nin söylediği fikri doğru bularak onun sözüne uygun karar vermesidir. Hz.Ömer Şifa Hatunun fikrine çok önem verirdi. Yine mehir konusunda dörtyüz dirhemden fazla verilmemesini tavsiye ede
Muharrem Ayı ve Aşure Günü
“Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın (c.c.) ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve FEYZIN, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah’ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Asura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Asura Gününün Allah (cc) katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenab-ı Hak Peygamberine on çeşit ikramda Doğum bulunmus ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicri senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. Asura günü günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Asura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Asura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr süresinin ikinci âyeti olan “geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz Açık.
Gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir. (1) Bazı tefsirlerimizde bu
Cenab-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
Bugüne “Asura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının Onuncu gününe denk Geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenab-ı Hak Peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği Doğum içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa’ya (as) Asura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (as) gemisini Cudi Dağının üzerine Asura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (as) balığın karnından Asura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (as) tevbesi Asura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Asura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (as.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semaya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (as) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (A.Ş.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (as), oğlu Hz.Yusuf ‘un Hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyub (as) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha Önceleri Asura gününde değiştirilirdi.
Işte böylesine Manali ve Kudsi Hadiselerin Yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Asura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Asura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da Mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (as) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti. (3)
Asura günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri Mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu Mukaddes.
Bu hususta Hazret-i aise validemiz şöyle demektedir:
“Asura, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttugu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu Örücü devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan Örücü farz kılınınca kendisi Asura gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen Bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı. “ ‘Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan Örücü farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan Örücü farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “Isteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu. (4) Böylece Asura Örücü sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Asura orucunun FAZİLETİ hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize (S.A.V.) geldi ve sordu:
“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu. (5)
Tirmizide yine de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Asura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” (7) hadis-i Şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicri senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse Örücü tam Asura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, Onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, Aşure gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Asura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bir hadiste şöyle buyurular: “Her kim Asura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, Yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Asura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. Hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (ra) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve Zulmün arkasında Emevi halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım Asır ÖNCESİNDEN Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler Ödülünü almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en adil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Her mü’min bu Olaya üzülür Egen Kader hükme boyun, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezeli takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “Yas Merasimi” haline dönüştürmek Ehli-i sünnetin İtikat ve inancına aykırıdır.
1) Hak Dini Kur an Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tirmizi. Savm: 40.
6) A.g.e., Savin: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8 ) İhya, 1:238
9) et-Tergîb ve’l-Terhİb, 2:116.
www.islamdergahi.com islami sesli sohbet sıtenız sesli sohbetimize gırmek için yukardakı sesli sohbete giriş tıklayınız
